YAZARLAR

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

***

Samsun’dan, 92 yıl önce doğan güneş, Vatan coğrafyasını aydınlatmaya ve ısıtmaya devam ediyor;

Türküm, doğruyum, çalışkanım…

Bu güneş, kurtuluşun, özgürlüğün, aydınlığın ve demokrasinin fotoğrafı, yeni Türkiye’nin uygar, çağdaş ve ak yüzüdür.

19 Mayıs 1919, Kurtuluş Savaşı’nın kilometre taşıdır.

19 Mayıs 1919, Cumhuriyetimizin alt yapısıdır.

19 Mayıs 1919, esaret zincirlerini koparıp atmanın andı ve azmidir.

19 Mayıs 1919’la “gençlik” ve “spor” sözcükleri bütünleştirildiğinde ortaya, anlamlı bir bayram motifi çıkmaktadır.

Atatürk’ün gök ve deniz mavisi karışımı gözlerinden bir hedef saptanmaktadır;

Muasır medeniyetlere doğru koşmak!

Gözler dudaklarla bütünleşiyor ve sözler dağ ve denizlerden aşarak yankılanıyor;

Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!

Bu ses, susmuyor ve konuşuyor;

“Ben size ölmeyi emrediyorum…”

Bu ses, giderek daha gür çıkıyor;

“Ey! Türk gençliği, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

O gün, bu gündür, Türk Gençliği, dağda, taşta, köyde, kentte, karada, havada, denizde, Anafartalar, Dumlupınar, Uşak, İnönü, Akşehir, Afyonkarahisar’da nöbete duruyor.

Türk gençliği, Cumhuriyeti, laikliği, demokrasiyi, uygarlığı, ilke ve inkılapları korumakta, kollamaktadır.

Destan üzerine, yeni destanlar yazılıyor.

Ne zaman dara düşer, kaos yaşanırsa,

Cumhuriyet, ilke ve inkılaplar tehlike işareti verirse, Atatürk’ün tok sesi gürlemektedir; “İleri, hep ileri!”

Bu ses, Anıtkabir’den Vatan sathına kuş kanatları, rüzgâr ve dalgalarla ulaşıyor.
Her yıl 19 Mayıs sabahında uyanır uyanmaz Vatan haritasında yüzümü Samsuna doğru döndürür, yenilenirim.

“Atatürk Samsun’a çıkmasaydı ne olur olurdu?” Artık bunları da tartışmayalım; yeni hedeflere doğru uygun adım yürüyelim.

Atatürk elbette “tabu” değildir! Ulusal kahramandır. Ulusu karanlıklardan alıp çıkarmış, aydınlıklara taşımış kurtarıcı ve yol göstericidir. Başarılı Komutan, devlet adamı, reformist, düşünür ve hatiptir.

Dara düştüğümüzde ve zorluklarda sürekli dile getirdiğimiz bir özlemimiz vardır;

Atatürk olsaydı

Atatürk olsaydı ne olurdu? Rum’lar bize kafa tutamaz, Kıbrıs, sorun olmaktan çoktan çıkardı. AB, kapılarını sonuna kadar açardı. Teslimiyetçi tavırla değil dimdik ilerlerdik. Ayak oyunlarını elimizin tersiyle iter, dünyaya kararlılık ve kişilik dersi verirdik.

Ege’de “tır” ve “fır” hatları gibi sanal aldatmacaların adı bile edilmezdi.

İkide bir bize karşı çıkan İtalya, tarihten gelen tok bir sesle irkilir ve kendine gelirdi;

“Fazla konuşmayın, çizmelerimi yeniden ayaklarıma giyerim, ha.”

19 Mayıs 1919, Kurtuluş Savaşımızın başlangıç noktasında bir kilometre taşıdır; laik ve hukuk devletinin, özgürlüğün, demokrasinin, Cumhuriyet ve değerlerinin, çağdaş Türkiye’nin habercisidir.

Damarlarındaki “asil kan” da mevcut olan Türk gençliği, dağda, taşta, havada, karada, denizde, köyde, kentte nöbetini dimdik, gözünü kırpmadan sürdürecektir.

Bu millete çok şey öğretebildim; ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.

BİR DAMLA:

Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı,
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı?
Yelelerinden tutup tarih denen arslanı;
Diyelim hep beraber, sahibin Türkün tanı!

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

> Yeni Meram >Yazarlar > NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.