YAZARLAR

Aklım almıyor!

Kalbim dayanmıyor!

Vicdanım susma diyor!

Sen ormanlardan sorumlu bakanlık koltuğuna otur ve ne kadar orman varsa kesen, kestiren, yok eden bir iradeye karşı çıkma!

O koltukta nasıl rahat oturulur bir türlü içime sindiremiyorum.

Çocuğunu emanet ettiğin öğretmen, hastanı emanet ettiğin doktor yok etse bu canları?

Susar mısın?

Ses etmez misin?

Siyasi iradenin kararı, ceza verilmeyecekmiş diyerek sinene çeker misin?

Üçüncü köprü uğruna, üçüncü hava alanı uğruna, kesilen ormanlara bakmaya gitmelisiniz!

Ağlayan, kıpkırmızı olan, adeta ağaçların kanı ile sulanmış görüntüsü veren o toprakları ve şaşkın şaşkın ev arayan yaban hayvanlarını görmelisiniz!

Evlerini yıktığınız, ocaklarını söndürdüğünüz, çok yakında villa olarak zengine sunacağınız o topraklardan ağlayarak ama göz yaşlarını kör vicdanlı insanlardan saklayarak yuva arayan hayvanları görmelisiniz.

Kuşlar, yılanlar, kaplumbağalar, ayılar, sincaplar, kurtlar, karıncalar; çalmadan, soymadan, tüketmeden sadece üreterek yaşayan karıncalar, arılar hepsi bunun hesabını, inanın bu dünyada soracaklar sizden!

Ah, aldınız!

Sanki bu ülkenin tüm hayat damarlarını kesmek, için and içmişsiniz.

Ne kurutmadığınız göl kaldı, ne akarsu, ne dere, ne çay, ne de ırmak kaldı.

HES, HES, HES diye diye yok ettiniz ülkemin doğasını, doğal yaşamını.

Düşman işgal etseydi bu ülkeyi yaşamını sürdüreceği bu cennet vatanın ne ormanına, ne akarsuyuna, ne de göllerine dokunmaz, hayat damarlarını kesmez, bu cennet vatanı kendine turizm cenneti yapardı.

Bilseydi Fatih İstanbul’u bu hale getireceğinizi fethetmez, bilseydi Atatürk işbirliği yapılan emperyalistlerden vatan topraklarını kurtarmazdı.

Çift yol yapmak uğruna kesilen ormanlardan yollara durmadan toprak kayıyor!

Yabancılara ve zenginlere satmak uğruna İstanbul’un mezar taşları olan gökdelenler tarihi dokuyu yok etmiş.

Güzelim tarihi camiler, içinden bir türlü çıkamadığınız padişah, vezir, sultan sarayları, tarihi çeşmeler, çarşılar on dört yılda birer birer yok olup kayboluvermişler.

Nerede kaldı Osmanlı hayranlığınız?

Yoksa bu hayranlık saraylarda yaşanan ihtişam olup, sarayları mekan tutmanızdan mı?

İki ayyaştan biri olan vatansever, kahraman İsmet Paşa sizlerin Osmanlı hayranıyız diyerek İstanbul’a yaptıklarınızı görseydi; ‘Hadi canım sen de’ der, elini sallar, yanınızdan geçer giderdi.

Bu kadar doğa düşmanı, bu kadar duyarsız, bu kadar hayvanı da, ağacı da sevmeyen biri hala o koltukta gülerek oturuyor ve oturtuluyor ise bu ülkenin, bu duyarsız, bencil, yaşadığı ülkenin taşına, toprağına, havasına, suyuna kıyabilen, sahip çıkmayan insanların mutlaka alacakları bir ders olacak.

Uyanın!

Bölünüyorsunuz özerklik söylemleriyle, üstelik Atatürk’ün partisini işgal edenlerin yardımlarıyla.

Uyanın!

Nükleer santraller, HES’ler, denizlerimizi, havamızı, nefesimizi, çiçeklerimizi, böceklerimizi, kelebeklerimizi, doğal yaşamımızı bitirecek.

Uyanın!

Göçmen kuşlar gelmeyecek, bütün sit alanlarımız imara açılıyor.

Uyanın kör uykunuzdan, sahip çıkın doğaya, doğal yaşama, yaşadığınız topraklara!

Çocuklarınıza ne bırakacaksınız? Geriye dönüp bir bakın.

Hiçbir şey içinizi acıtmıyorsa pek yakınınızdaki Meke Gölü’nü görün.

Belki eski resimleri ile şimdiki halini görünce vicdan denen o duygunuz uyanır, uyanır da kendinize gelirsiniz.

> Yeni Meram >Yazarlar > NASIL KIYIYORSUNUZ ORMANLARA?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.