YAZARLAR

Meydanlara toplanan kalabalıklar, “seçimlerin ölçütü” değildir. Meydanlar başka şarkılar söyler, sandıkların seslendiği türküler değişiktir.

Meydanlara herkes gelir:

İçtenlikli, gerçek partililer,

Başka partilerin gözlemcileri,

Meydan meraklıları,

Taşımalı gelenler,

Paraya, gıda yardımına

dönük toplama gelenler

Güvenlik için görevli gelenler

Çıkar bekleyenlerden göstermelik boy gösterenler

Meydanların efsane siyasetçisi Osman Bölükbaşı idi. En büyük kalabalıkları hep o toplardı. Kürsüye içinde belgelerle dolu iki bavulla çıkardı, konuşması esprili olduğu kadar hitabeti de müthişti. O kalabalıklar karşısında coşar, uzun konuşmalar yapardı. Örneğin, 1960 yılındaki Konya mitinginde 6 saat konuşmuş ve kürsüde bayılmıştı. Bölükbaşı kalabalıkları topladığı kadar oy alamazdı. Bunu da bir sitem olarak konuşmasının başında söylerdi.
Önce kürsünün önündeki çocuklara ezilmelerini önlemek için derdi ki;

– Çekilin demokrasinin yedek parçaları!

Kalabalığa bakar, eleştiri okunu alaylı atardı;

“Başak çok ama dane yok!”

Yaygın basından çoğunun temsilcisi olduğumdan aramızda yakın bir iletişim vardı; Konya’ya geldiğinde Yayla Palas’ta kalır, beni

telefonla arar, 4-5 saat konuştuğumuz olurdu.

Siyasetin Kralı Bölükbaşı’ndan bir anı daha:

Düzce’deki konuşma tam 8 saat 35 dakika sürmüştü. Bir kamyoncu Düzce’den çıkıp yükünü İstanbul’a boşalttıktan sonra geri döndüğünde Bölükbaşı’nı görünce şaşırır; kalabalık arasından yaklaşarak sorar;

Beyim bu nasıl iştir! Sabah buradan kereste yükledim, konuşuyordun. Yükümü İstanbul’a boşaltıp geldim, halen konuşuyorsun!”

Merhum Bölükbaşı “Her şeye, herkese, kendine bile” muhalif yapıda bir kişilikti. Muhalefetini 1965 yılında TRT’ye de yöneltti ve kuruma “Tırt” adını takınca, merhum Bölükbaşı’nın lakabı da “Tırt Osman!” olarak ünlendi.
Bu kez bakışımızı merhum İsmet Paşa’nın oğlu Erdal İnönü’ye çevirelim. Fuarda restoranda öğle yemeğinde buluşmuştuk. Seven, nazik, duygusal bir insandı Erdal İnönü. Sanki paşa oğlu değildi, halktan biriydi, alçak gönüllü olmanın yürekten yazılmış bir şiiri gibiydi; uzun boylu zayıf yapıdaydı.

Erdal İnönü SHP Genel Başkanıyken seçim gezilerinden bir kente gelir. Kasabanın girişinde tören düzenlenmekte ve bir koç kurban edilmek üzeredir. Seçim otobüsündeki gazeteciler törende vaziyet almak üzere otobüsten inerken güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşır. Gazeteciler arasında soyadı “Koç” olan bir muhabir de vardır. İnönü mikrofondan vatandaşı selamlarken gözü güvenlik güçleriyle seçim otobüsüne binmeye çalışan muhabirin itiş kakışına takılır ve “Sayın Koç’u bırakın, Sayın Koç’u bırakın” der. O anda İnönü için koç kurban etmeye hazırlanan kasaplar da bu uyarı üzerine irkilerek geriye çekilirler?

Oğul Erdal İnönü’den satırbaşı açılınca, baba İnönü’den, İsmet Paşa’dan da bir saptama;
– Hiç kadromuz yoktu, demişti; Ankara tren istasyonuna gider, trenden kravatlı inenleri Hariciye’ye memur yapardık.
■ Bu memleket her gün bir Mustafa Kemal yetiştirecek kadar velut değildir; ama üç beş günde “devrim” yapacak kadar verimlidir.
BİR DAMLA:

Erdal İnönü, seçim mitingi için Rize’ye gitmişti. Kürsüde konuşan ince zayıf uzun boylu İnönü’yü gören Temel sorar;
– Ha bu konuşan adam da kimdur?

Yanıt verirler;

– İsmet İnönü’nün oğlu Erdal’dır!

Temel konuşur
– Uy desene Paşanun çok günahını almışuz. Rahmetli II. Dünya Savaşı yıllarında bizleri çok aç bırakmıştı. Baksanıza ne kadar adaletli davranmuş, kendi uşağını da aç bırakarak ne hale getirmiş!

> Yeni Meram >Yazarlar > MEYDAN BAŞKA, SANDIK BAŞKA!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.