YAZARLAR

Mevlana'dan Anlatılanlar - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi

Beri gel, beri! Daha da beri! Bu yolculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Mademki, sen bensin, ben de senim.  Nedir bu senlik benlik?  (Hz. Mevlana)

Bu denizde ne ölmek var bize,
Bu denizde ne gam, ne dert, ne keder,
Bu denizde alabildiğine sevgi,
Bu deniz iyilik, cömertlik denizi.
(Hz. Mevlana)

Beri gel, beri! Daha da beri! Bu yolculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Mademki, sen bensin, ben de senim.  Nedir bu senlik benlik?   (Hz. Mevlana)

***

Huzuruna giren bir genci ayağa kalkarak karşılayan Hz. Mevlana, bununla da kalmaz, genci makamına oturtur, kendisi de karşısına geçip yere diz çökerek konuşmaya başlar.

Çevredekiler Mevlana’nın makamını bir çocuğa terk edip de karşısında diz çöküşünü uygun bulmazlar ve itiraz yollu sorarlar.

Hz. Mevlana yerine oturttuğu çocuğa gösterdiği saygının nedenini şöyle açıklar;

“Bu genç, Kuranı ezberlemiş hafızdır. Kalbinde Kuran yazılıdır. Siz sokakta üzerinde “Allah” yazılı kâğıdı görünce eğilip alıyor, yüksek bir yere koyuyorsunuz da, kalbine Kuran’ın tümünü yazdırmış gence, saygı göstermez olur muyum? Bu hafız’ın  kalbindeki yazılar sizin saygı gösterdiğiniz kâğıt üzerindeki yazıdan çok fazladır.

Hz. Mevlana sözlerini şöyle tamamlar;

“ Sadece ben değil Yüce Yaradan kelamını ezberleyenlere değer veriyor, cennetine almakla kalmıyor, şefaat etme izni veriyor, akrabalarından cehenneme gidecek on kişiye de şefaat ederek kurtarma hakkı tanıyor!”

   ■ Hz. Mevlâna’nın adı Celâleddin’dir.

 Belh şehrinde dünyaya gelir. Anadolu’ya, dönemki betimlemesiyle yani Rum diyarına göç eder. Bunun için “Rumî” diye anılır

.Daha çocukken manevi bağlamda kimi  halleri vardır. Büyük düşünür olan  Babası  farkındadır: Ancak endişe eder; çocuktur. Öğrenicilerinden birine der ki;

    “Oğlum Celâleddin’i gözet”

     Öğrenici sorar;

      “Neden efendim?”

      Yanıt verir;

   “Çünkü onu melekler ziyaret ediyor, melekût âleminde onu gezdiriyorlar. Bunlar iyi güzel. Ama o, henüz küçüktür. Korkarım aklına zarar gelir!”

   Büyük düşünüre sordular;

   “Şehitler ölüm acısı duyar mı?”

   Yanıt verdi;

   “ Suçsuz Müslümanları, kadınları ve çocukları öldürürlerse öldürülen insanlar şehit olur ve öldürülürken yapılan işkencelerin acısını duymazlar.”

   Bunu duyanlar hayretler içinde sordular;

   “Hiç mi duymazlar efendim?”

   Yanıt verdi;

   “ Hiç duymazlar, hatta ölürken kabirde  ihsan edilecek cennet nimetlerini görerek çok sevinir ve neşelenirler” 

 — 

■ Bir gün Konya çarşısında atımla geziniyor, eve öteberi almak için çevreyi kolaçan ediyordum. Birdenbire karşıma pejmürde kılıklı, saçı-sakalı birbirine karışmış bir pir-i fani çıktı. Dizginlere sıkıca tutup sordu ;
   – Şimdiye dek neler yazdın, neler okudun anlat bakalım evlât?
   Açıkçası bu sorgudan hiç hoşlanmamıştım. Bu adam hangi cüret ve cesaretle atımı durduruyor ve benden hesap soruyordu. Ben yalnız Konya’da değil, tüm yakın ve uzak çevrede bilinen, aranan, sohbetine doyulmayan, bilge, fazıl ve feraset sahibi, kitapları okunan bir insandım.
“Kimsin, nesin, nerelisin?” diyecektim,

ama adamın gözlerinde şimşekler çakıyor, sabit bakışlarla ezecekmiş gibi süzüyordu.

Adama şu yanıtı verdim;
– Çok kitap okudum, çok kitap yazdım!
İhtiyar güldü;

– Boşuna okuyup nafile yorulmuşsun çocuğum. O yazdıklarının hepsini yırt at, ya da yak!

   Yanıt verdim;
– Ne münasebet, ben onları yazabilmek için yıllarca kitap okudum.
   O hiç oralı olmadı. Elleriyle atımın dizginlerinden  tutarak aynen şöyle konuştu ;
   – Sen kendini oku evladım, kendini oku !
İşte ne olduysa ondan sonra oldu; donup kaldım. Uzun süre hareketsiz at sırtında kalmışım. İhtiyar doğru söylüyordu.

Gerçekten ertesi sabah yazdıklarımın hepsini attım. Okuduklarımı da yaktım.
Benim hocam, benim öğretmenim,benim velinimetim,benim mürşidim işte bu Tebrizli Şems’ti. Ona Şems-i Tebrizi derler. Ondan çok şeyler öğrendimse de, öğrendiklerimin aslı ve esası tek sözcükte gizlidir.
Allah’ın tekliği, birliği ve benzemezliği olan Tevhid!

■ Hüsameddin Çelebi, Mevlana’ya sorar;
– Efendimiz, eğer biz ‘hiç’ isek , ‘Siz nerede olursanız, o sizinle beraberdir’ (57/4) ayetine nasıl bir anlam vereceğiz?
Mevlana eliyle  işaret yaparak  susturur;

O zaman Mesnevi’ye yaz bakalım!

■ Mevlâna, Mesnevi’de çirkin sesli bir müezzin hikâyesi anlatır. Bir mahalle camiinin sesi çok çirkin ve ezanı olabilecek en kötü şekilde okuyan bir müezzini vardır. Mahalledeki Müslümanlar da durumun farkındadır ama yanlış anlaşılma korkusuyla hiç kimse sesini çıkarmamakta ve çirkin sesli müezzin günde beş kez ezan okumaya devam etmektedir. Mahallede oturan gayrimüslimlerden biri eli kolu eşyalarla dolu olarak camiye gelir ve Müezzinle görüşmek istediğini söyler. Müezzin gelir, gayrimüslim onun boynuna sarılır, “çok teşekkürler, çok teşekkürler” diyerek elindeki armağanları verir. Gayrimüslim geri dönerken çevredeki insanlar ardından koşarlar, yanına gelip “hele dur biraz” derler. Bu olayın nedenini merak ermektedirler. Gayrimüslim anlatır;

“Benim büyük kızım bir süre önce bazı kitaplar okudu ve bana Müslümanlığa geçmek istediğini bildirdi. Ben de biraz beklemesini, geçmeden önce tam bir değerlendirme yapmasını söyleyip zaman kazanmaya çalıştım. Kızım sözümü dinledi ve düşünmeye devam ederken mahalledeki Camiye bu müezzin geldi. O kadar çirkin bir sesi var ve ezanı o kadar kötü okuyor ki, kızım dün bana Müslüman olmaktan vazgeçtiğini söyledi. Onun için bu müezzine teşekküre geldim ve hediyeler getirdim.”

Mevlana’nın anlatısı bu kadardır.

Yorumcuları anlatının ana fikrinin tümüyle ezanla ilgili olduğuna vurgu yapıyorlar.   Ezanın iyi okunmasını, müezzinin sesinin uygun olması gerektiğini, çok bağırmanın gücünü artırmayacağını ifade ediyorlar.
İlk ezanı okuyan Bilal-i Habeşi’nin

Hz. Muhammed’in sürekli müezzini olması, kimi telaffuz hatalarına karşın sesinin güzelliği nedeniyle Peygamberimizin onu müezzin olarak tutması da bu anlatının  arkasındaki fikir olarak aktarılıyor.

■ Bir gün Mevlana’ya hırpani kılıklı bir adam gelir ve der ki;
“ Şehrin girişinde Şems’i gördüm! “
   Bunun üzerine Mevlana hırkasını çıkarır ve adama giydirir. Durumu gören yanındaki öğrenicilerinden biri itiraz eder;
“Ne yapıyorsunuz, o adam yalan söylüyor, hırkanızı neden verdiniz? “

Öğrenicisinin itirazına şu yanıtı verir;
   “Ben onun yalan söylediğini biliyorum. Hırkamı onun yalanına verdim. Gerçek olsaydı canımı feda ederdim!”

> Yeni Meram >Yazarlar > Mevlana’dan Anlatılanlar
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.