YAZARLAR

Her gün bir yerden göçmek ne iyi Her gün bir yere konmak ne güzel Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş! Dünle beraber gitti cancağızım, Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

***

Hz. Mevlana Konya’da halka vaaz ediyordu ve diyordu ki;

– Sizler hep iyilerin yanında, kötülerin uzağında durun! Sakın kötülerle yakınlık kurup da kötülük bulaştırmayın.

Ancak ne var ki, çevrede kötü bilinenlerin yanında ve onlarla yüz yüze söyleşilerde bulunduğu anlaşılır.

Bir gün yine kötü bilinen birinin işyerinde söyleşi yaparken onu gören biri, beklemeye başlar. Amacı camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak, izahını istemek…

Mevlana iş yerinden çıkıp da yürümeye başlayınca arkasından yetişerek seslenir;

– Sen değil miydin iyilerin yanında, kötülerin uzağında durun, diyen?

Mevlana hiç kuşku duymadan yanıtlar;

-Evet, bendim!

Öfkeli adam daha da sertleşir;

-Öyle ise bu çelişkili halin nedir böyle? Saatlerdir kötü adamla sohbettesin!

Mevlana yine beklemeden yanıt verir ama bu kez söyledikleri adamın beyninde bomba gibi patlar;

– Bırak bu kötüyü, ben yetmiş iki buçuk milletle beraberim!

Adam büsbütün çileden çıkar;

-Sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor. Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz. Sözünüzle özünüz bir olmuyor.

Mevlana yumuşak bir üslupla konuşur;

-Ben bu sözünle de beraberim. Doğru olan; sözüyle özü bir olmaktır. Kürsüde ne söylüyorsak sokakta da öyle davranmaktır. Yalnız benim sözümle özüm birdir. Çelişki yoktur halimde…

Bunun üzerine adam bir daha öfkeye kapılır. Mevlana artık kendi gerçeğini anlatmaya mecbur olur;

– Sırtında gül yaprağı taşıyan hamal gibiyim. Vardığım yerlere gül kokusu taşırım. Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar!

Sözlerine sonunda şu benzetmeyi ekler;

-Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde şimşekler çakar, aydınlık kaplar. Vardığı yeri aydınlatacak ilim nuru bulunmayanlar karanlık yerlere yaklaşmasınlar.

Karşıt görüşteki adam ayaklarının ucuna bakarak düşünmeye başlar ve şunları söyler;

-Demek ki, bilgi ve kültürle yüklü bulunmayanlar kötülerin yanına girmesinler, karanlıkta kalanların dehlizlerine yönelmesinler. İrşat güçleri yoktur ki, kötü duygu ve düşüncelerini bastırsınlar. Bilgi nurları yoktur ki karanlıkta kalan gönülleri aydınlatsınlar.

Hz. Mevlana döneminde Bedreddîn-i Tirmîzî “simyâ” ile uğraşır, yâni “altın” yapar. Bir ara Mevlana, adını işitir, ziyaret

etmek ister. Ertesi gün evine varır.

Hz.Mevlana’yı görünce; “Buyurun efendim, hoş geldiniz” der ve iltifat eder.

Mevlana yerde paslı demir görüp eline alır. Evirir, çevirir, paslı demir, elinde “altın”a çevrilir. Hayretler içinde “Nasıl oldu?” diye düşünürken Mevlana “Bu iş kolay, zor olan başka şeydir.” deyince, Termizi de sorar;

Zor olan nedir ki efendim?

Mevlana yanıt verir;

– Zor olan bilimdir, ameldir, bir de ihlâs!

Bu üçüne kavuş ki, simyâ budur esas.

BİR DAMLA:

Konya ve yavuz sultan selim
Yavuz Sultan Selim Han Mısır seferi dönüşünde Konya’ya uğrar. Bu arada şiddetli bir rüzgar çıkar ve toz toprak hareketli bir sütun örneği sema eder gibi dönerek gök yüzüne yükselmeye başlar.

Padişahın yanı başında bulunan Kemal Paşazade, bu durum karşısında gülümser;

-Hünkârım, Mevlana beldesinin taşı toprağı bile mesnevi imiş meğer.

> Yeni Meram >Yazarlar > MEVLANA’DAN ÖYKÜLER
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.