YAZARLAR

Hz. Mevlana, bir hırsızın başına gelenleri şöyle anlatır;
Vaktiyle hırsızın biri, bir bahçeye girer. Bahçede en güzel meyve ağacının başına çıkar, meyvelerin iyi ve olmuşlarına uzanamaz. Dalları silkerek meyveleri yere dökmeye başlar. Dalların hışırtısından bahçe sahibi durumu görür, koşarak ağacın yanına gelir. Adama bağırır:
– Hey nadan herif, ne yapıyorsun? Kimsin? Bütün meyvelerim yere serildi. Allah’tan korkmaz mısın? Bahçemin meyvelerini mahvediyorsun.
Ağaçtaki hırsız hiç oralı olmaksızın sanki kendi malıymış gibi konuşur:
– Ne bağırıyorsun be adam?
Tanrı’nın bağından, Tanrı’nın kulu bir meyve yerse bu suç mu dur? Nedir yani, ne demek istiyorsun
?
Bahçe sahibi öfkelidir;
– İn bakalım aşağıya, in de görüşelim!
Hırsız adam iner, bahçe sahibi, hırsızın elini kolunu güzelce bağlar. Hizmetçisini çağırır emir verir;
– Al şu sopayı; vur şu herife!
Hizmetçi sopayı vurdukça, hırsız da bağırır çağırır ve feryat eder;
– Aman efendim ne olur? Yapmayın, etmeyin. Allah’tan korkun!

Bahçe sahibi konuşur;
– Ne bağırıp çağırıyorsun be adam ! Sopa Allah’ın, vuran Allah’ın bir kulu, Allah’ın bir buyruğunu yerine getiriyor, bunun ne günahı var?

***
Bir ülkenin bir Padişahı vardı kılı kırk yarar, haklı ile haksızı, doğru ile yanlışı tam ayırır, adaletinde kimsenin kuşkusu kalmaz, verdiği karar gönül rahatlığı ile herkes tarafından onay görürdü.

Tebaasında bulunan Çinliler ile Rumlar sürekli birbirlerine girerlerdi;
-Biz en iyi ressamız!
-Hayır, en iyi ressam bizleriz!

Aralarında tartışmadan bir sonuca varamazlar. Çözüm için de yüce hakem olarak Padişaha arz ederlerdi. O zamana kadar yaptıklarını bir bir sayar dökerler ve bununla diğerine üstünlük kurmalarına yol ararlardı.
Padişah bir gün kararını iletti;
Sizi imtihan edeceğim, bakalım hanginiz davasında daha haklı?
Çinliler:
– Bizlere iki ayrı oda verin, bir birimizden habersiz marifetlerimizi gizli olarak gösterelim. Tâ ki nihayetinde hakemimiz olarak vereceğin karar ile üstün olan belirlensin…
Bu kez Rumlar konuştu;
Padişahım: Tek oda verin, ama bir birimizi görmeyecek ve seslerimizi duymayacak şekilde örtülerle ayırın ortasından ki, değerlendirme vaktinde ikisini bir arada görüp karar vermek kolay olsun…
Herkes tarafından kabul gören bu fikir uygulandı. Bir oda, Çinlilerle Rumların bir birlerinden habersiz çalışabilecekleri şekilde ortadan ikiye ayrıldı..
Çinliler her sabah türlü türlü boyalar istediler, padişah hazinelerini açtırarak her isteneni verdi.
Rum ressamlar ise, “ Pas gidermekten başka ne resim işe yarar, ne de boya.” dediler kendi kendilerine. Kapılarını kapatıp başladılar duvarlarını cilalamaya. Gök gibi tertemiz, saf ve berrak hale getirdiler duvarları;

“İki yüz renge boyamaktansa renksizlik daha iyi, renk bulut gibidir, renksizlik ise ay. Bulutta parlaklık ve ışık görürsen bil ki yıldızdan, aydan yahut güneştendir…”
Çinli ressamlar işlerini bitirdiler haber verdiler, padişah gelerek yapılanları izlemeye daldı. Görülenler karşısında gözler adeta yuvalarından fırladı Çinli ressamların yaptıkları tüm resim ve nakışlar odanın cilalanmış duvarına vurmuş, orada bulunanların tamamı diğer duvarda daha iyi görünüyor, resimlerin akisleri göz alıyordu.

> Yeni Meram >Yazarlar > MESNEVİ’DEN ÖYKÜLER
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.