YAZARLAR

Eski düzenler bozuldukça ya da yozlaştıkça özlemler de katlanıyor;

Nerede o eski günler?

Eskiyi, eskileri çoğu kez mumla arar olduk. Eski saftı, tertemizdi, hileden hurdadan uzaktı. En önemlisi de eskisinin

genetiği oynanmamıştı.

Yenileşme uğruna, “eskiden alınan” her şey, yüreğimizi delip geçiyor ve yaralıyor.

Kişioğlu da, toplum da, ülke de geçmişiyle övünmelidir. Bu övünç, şimdiye ve geleceğe moral pompalayacaktır.

Özlemini hep dile getiririm;

Mahalle bakkalları birer ikişer kapandı, mahallenin tadı, tuzu kaçtı!

Mahalle bekçileri için de aynı özlem sıcaklığını ve tazeliğini sürdürmektedir.

Mahalle bekçilerinin içine çarşı bekçilerini koymalıyız.

Onların sabaha denk düdüklerini öttürüp durmaları, hem müziksel zevk verir, hem de hırsızlar ve soysuzlara korku salardı.

Bekçiler, hep “bekçi baba” ya da “bekçi dayı” olarak anılırdı. Bu kavramlar güvenin, iyi niyetin birer simgesi gibiydi. Mahalle bakkallarının birer ikişer yok olmalarına bu kez mahalle/ çarşı bekçilerini de ekleyince özlemimiz acıya dönüşüyor;

Nerede o eski günler?

Nerede o eski mahallelerimiz, bizim oloan mahalleler? Küllükbaşı, Bağevliye Sedirler, Hacıhasanbaşı, Araplar, Zindakale vb.

Her köyün bir delisi var derler ya, her köyün bir bakkalı vardı sadece bakkalı değil, dişçisiydi, tamircisiydi; köy bilgesiydi, akil insanıydı ve halkla ilişkiler uzmanıydı.

Mahalle ve köy bakkalları birbirileriyle öylesine özdeşleşmişlerdi ki.

Mahalleler, çarşılar ve köyler şimdi bakkalsız ve bekçisiz mahzun kaldılar.

***

Yurt ölçeğinde 1998’den bu yana 45 bin bakkal kapandı. Buna karşın, hipermarket sayısı 350, diğer marketlerin sayısı ise 8 bin 300’e ulaştı. Büfe, eczane, kuruyemişçi ile benzin istasyonu marketlerinin sayılarının giderek artması mahalle bakkalları için bir başka engelleme örneğini oluşturdu.

Yaptığım araştırmaya göre, 1993 yılından bu yana devlet kadrolarına bekçi alınmıyor. Ancak ne var ki, geçmiş dönemlerden kalan 4.600 mahalle/çarşı bekçisi başka alanlarda görev yapıyor. Örneğin, kimisi karakollarda nöbet tutarken bazıları polislerle birlikte motorize görev yapıyor. Bir zamanlar mahallelerin koruyucu ve kollayıcısı olan bekçiler sıkıntılı günler geçiriyor. Onlar, yeni özlük haklar istiyor ve polislerle eşitlenmenin savaşımını veriyor.

Şu ya da bu; gerçek olan mahallelerde artık ne bakkal, ne de bekçi var.

Ben mahalle bakkalımı ve bekçimi arıyorum, ikiyüzlü insanları değil, saf katıksız, arı-duru insanımı arıyorum.

Ben ekmekçi Hayık’ı arıyorum.

Ben, CHP eski İl Binası önündeki altıok rozetli Sabile’ yi arıyorum.

Elinde Musaf Ali Hoca’yı, sırtında yük Salma Helil’i, Şeher otosbüslerinde Sille’li Mustafa’yı arıyorum.

Ben bakkal Kamil’i, Sami’yi, Osman’ı bekçi başı Hasan’ı, bekçiler, Bayram’ı ve Hüseyin’i arıyorum.

Onlar yok ve hiç gelmeyecekler Ben yine eski Konya’yı aramaya devam edeceğim.

Faytonlu, tatar arabalı ve göz-gözeli

Konya’yı, kent trafiğini felç eden, bunaltan, kördüğüme dönüştüren kural tanımayan bisiklet ve motosikletli Konya’yı değil.

BİR DAMLA

FECR-İ KÂZİP

Tevfik Fikret’in oğluna yazdığı şiir’den iki anlamlı dize;

“Eğer bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk!

Bil ki fecr-i kâzibdir.”

Not: “Fecr-i kâzib” yalancı şafak demektir. R-B

> Yeni Meram >Yazarlar > MAHALLE BEÇKÇİLERİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.