YAZARLAR

Dünkü, “hırsızlık terörü” başlıklı yazım öylesine ses getirdi ki. Meğer bu terörün ne çok mağduru, kurbanı varmış, çoğu sıcağı sıcağına. Sorun o kadar güncel hale geldi ki, köklü çözümler üretilmelidir. Hırsızlığı meslek haline getirenler semtlerde “yerleşik düzene” geçmişler. İstihbaratları sonrasında mobil de oluveriyorlar. Çocuk ve gençleri öne sürüp ailecek arkada pusuya yatıyorlar.

Düzen bozuldukça özlemler de katlanıyor;

Nerede o eski günler?

Eskiyi kimi konularda çoğu kez mumla arar olduk. Eskiler genetiği oynanmamış G.D.O.’lu değillerdi. Yenileşme uğruna eskiyi bırakıp ya da değiştirilen her şey, yüreğimizi deliyor. Geçmişle övünmelidir. Bu övünç, şimdiye ve geleceğe moral pompalayacaktır.

Mahalle bakkalları birer ikişer kapandı, mahallenin tadı, tuzu kaçtı!

Mahalle ve çarşı bekçileri için de aynı özlem sıcaklığını sürdürmektedir.

Onların sabaha denk düdüklerini öttürüp durmaları hem müziksel zevk verir, hem de hırsızlar- soysuzlara korku salardı. Bekçiler düdüklerini öttürdü mü, hırsızı ve uğursuzu korkudan tabana kuvvet kaçarlardı.

Bekçiler, hep “bekçi baba” ya da “bekçi dayı” olarak anılırdı. Bu kavramlar güvenin, iyi niyetin simgesiydi. Şimdi ne mahalle bakkalları ne de bekçileri var;

Nerede o eski günler?

Nerede o eski mahallelerimiz, bizim mahalleler? Küllükbaşı, Bağevliye, Sedirler, Durakfakı , Hacıhasanbaşı, Araplar vb.

Her köyün bir delisi var derler ya…

Her köyün de bir bakkalı vardı; sadece köyün bakkalı değil, dişçisiydi, her türlü tamircisiydi: Aynı zamanda köy bilgesiydi.

Mahalle ve köy bakkalları öylesine birbirileriyle özdeşleşmişlerdi ki. Mahalle, köy ve çarşı bekçileri öyleydi. Mahalleler, çarşılar ve köyler, bakkalsız ve bekçisiz melül ve mahzun kala kaldılar.

***

Yurt ölçeğinde 1998’den bu yana 50 bin bakkal kapandı. Buna karşın, hipermarket sayısı 370, diğer marketlerin sayısı ise 9 bin 300’e ulaştı. Büfe, eczane, kuruyemişçi ile benzin istasyonu marketlerinin sayılarının giderek artması mahalle bakkalları için bir başka engelleme örneğini oluşturmaktadır.

‘Mahalle Bakkalı’ deyip geçmeyin; onlar mahallenin her şeyidir. Sadece ihtiyaç maddeleri satan bir iş yeri değildir, bugünkü anlamda enformasyon, basın ve halkla ilişkiler bürolarıdır. Geçmişte güvenlik görevlileri, postacılar, gerekli bilgileri onlardan alırdı. Mahallede kimler var, ne iş yaparlar, nereye giderler onlardan sorulurdu.

Mahalle bakkalları dert ve sorunları dinler, çözüm yolları önerirlerdi. Bu anlamda da bir tür danışma merkezleriydi.

Halide Edip Adıvar’ın romanına konu olan “Sinekli Bakkal” tiplemesi mahalle bakkalının yaşam öyküsünü yansıtmaktadır.

Yaptığım araştırmaya göre, 1993 yılından bu yana devlet kadrolarına bekçi alınmıyor.

Şu ya da bu; gerçek olan şu ki, mahallede artık ne bakkal, ne de bekçi var

Ben ekmekçi Hayık’ı, CHP eski il binası önündeki altıok rozetli Sabile’ yi, elinde Musaf Ali Hoca’yı, sırtında yük Salma Helil’i, Şehir otosbüslerini yöneten Sille’li Mustafa’yı, bekçi başı Hasan’ı, bekçi Bayram’ı Mahalle bakkalım Kamili, ve Sami’yi arıyorum.

Bakkalsız ve bekçisiz mahalleler yetim, öksüz, hareketsiz, neşesizdir. Ben Mahalle bakkalımı arıyorum, Sinekli de olsa! Ben bekçimin düdüğünü duymak istiyorum. Ama

artık onlar yok ve gelmeyecekler. Ben ise eski Konya’yı aramaya devam edeceğim.

BİR DAMLA:

FECR-İ KÂZİP

Tevfik Fikret’in oğluna yazdığı şiir’den iki anlamlı dize;

“Eğer bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk!

Bil ki fecr-i kâzibdir.”

Not: “Fecr-i kâzib” yalancı şafak demektir.

> Yeni Meram >Yazarlar > MAHALLE BAKKAL VE BEKÇİLERİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.