YAZARLAR

İnsan hayatında dibe vurmak diye bir tanım vardır. Bu tanımı açarsanız, küle döndüğünüzü, içinizde sizi canlandıracak bir kıvılcımın bile kalmadığını düşünürsünüz.

Yaradan, kuluna, daima ” Kulum benden umut kesme” diye seslenmiştir.

İnsanı küle de, güle de döndüren O’dur.

Dibe vurduran, dibe vurduktan sonra sıçratıp, ta…zirveleri bulduran ve oralara ulaştıran yine O’dur.

Küle dönenin, yeniden güle dönmeyi beklemesi için zamana ihtiyacı vardır.

Zaman sabır demektir, sebat demektir.

Beklemek demektir.

İnsan hayatı boyunca inişli ve çıkışlı bir yol izler durur.

Dünya imtihan dünyasıdır diye anlatılmıştır.

Sabrı, ihaneti, sevmeyi, sevgisizliği, yalanı, vefa ve vefasızlığı, üç günlük dünyaya tamah edenlerin insafsızlığını ve merhametsizliğini görmeyen ve bilmeyen yoktur.

En basitinden iflas eden birinin ruh halini bir düşünün.

Nesi var, nesi yok haczedilmiş, yine de borcunu ödemeye yetmemiş biri dibe vurmaz da ne yapar?

Küle dönmez de ne olur?

Öyle ki, artık ne dostu kalmıştır…

Ne selam vereni…

Ne kapısını çalıp, derdin nedir diye soranı!..

İşte bu karamsarlık ve bitmiş-tükenmişlik anında gerekli olan şey sabırdan başka bir şey değildir.

İsyan eden, bunlar bir tek benim başıma mı geliyor diyen zarardadır.

Bu anlattıklarımızı laf ile anlatmak, yazıya dökmek kolay gelebilir.

Bir şekilde küle döndüğünüz, dibe vurduğunuz haller başınıza gelmedi mi?

Madden ve manen yıkılışlar, savruluşlar kolay atlatılan haller olsaydı, hikayelere ve romanlara konu olmazdı.

Her kahırlı ve kabuslarla dolu gecenin, güneşli bir sabaha gebe olmadığını kim söyleyebilir!…

Küllerinden yeniden doğdu diye bir tabir vardır.

Küllerinizden doğmazsınız amma, küllerin arasından doğrulursunuz.

Küle dönenlerin yüreklerinin bir yerinde belli belirsiz küçücük bir köz küller arasında saklanmış durur.

Ümidin, gözyaşının, yakarışın, yalvarışın, el açıp dua edişin bir araya getirdiği rüzgarla, bir anda küller arasından doğrulup, yeşermeye yüz tutan bir gül fidanı oluverirsiniz.

En ümit etmediğiniz, sıfır ihtimalli beklentilerden ümit sağanakları altında sırılsıklam olduğunuz anları da mı yaşamadınız?

Öyle sağanaklar olur da, o gül fidanı yaprak çıkarmaz mı?

Dallar, kollar kendine gelmez mi?

Bir anda tomurcuklar gül fidanını sarıp sarmalamaz mı?

O gül fidanı yeşermeye doğru, güller açmaya doğru yükselmeye başlamaz mı o küller arasından!…

Kimi buna mucize der.

Kimi sabır-sebat göstermenin mükafatı!….

Kimi ise öyle büyük bir imtihandan geçti ki, bir başkası olsa ben kül oldum, duman oldum diye bir daha ayağa kalkmaya cesaret dahi edemezdi diye anlatır bu doğruluşu.

İnsanoğlunun yüreği kara sevdalarla yanar yakılır.

Güvendiği dağlara karlar yağar, yıkılır.

Umduğuna küser, dağılır.

Evladından darbe yer, yere çakılır.

Dost dedikleri tarafından ortalarda, yapayalnız bırakılır.

Gül gibiyken, soldururlar, küle döndürürler.

Döndürmekle kalmaz, o küllerinden geri doğrulamasın diye küllerini çiğner dost dedikleri, arkadaş dedikleri, hısım-akraba dedikleri…

Sonra da savururlar külünü kürek kürek havaya.

Kara gün kararıp kalmaz denmiştir.

Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste denmiştir.

Derdi veren dermanını da verdiğinde, kalk doğrul dediğinde, küllerin arasından da doğrulursunuz, dibe vurduğunuz yerden de.

İşte o zaman sizin halinize sevinenler, bir daha kendini toparlayamaz diyenler, ne bilsinler rüzgarın o külleri bir yere toplayacağını, ne bilsinler dibe vuranı akıl almaz bir şekilde yukarılara doğru fırlatacağını.

Dünya etme-bulma dünyasıdır. Ah edenin ah’ ı yerde kalmaz demişler.

Ne bilsinler, nereden hesap etsinler, bu işe razı olmayanın, rıza göstermeyenin külün içindeki közcükleri çakmak taşının kıvılcımları gibi çaktıracağını, çalı-çırpı ile yaktıracağını, külü kendine getirip, gül olmaya doğru yönlendireceğini.

Ne bilsinler her iki halin de o insanlar için birer imtihan olduğunu.

Kim bilir kaç kere küle dönüştünüz, kaç kere küllerin arasından doğrulup yeniden gül oldunuz. Kim bilir kaç kere dibe vurdunuz da, eskisinden daha güçlü bir şekilde geri geldiniz!..

Hiç saydınız mı?

Hiç sayan oldu mu?

Hep nasıl küle dönüştüğünüzü yani dibe vurduğunuzu hatırlarsınız.

Nasıl geri geldiğinizi, nasıl o dipten yukarılara doğru yükseldiğinizi, nasıl küllerin arasından doğrulup da yeşermeye başladığınızı niye hiç anlatmazsınız?

İşin sırrı orada işte.

Sabretmeyi ve şükretmeyi bilenler için, para denen, mal ve mülk denen kavramların elden gitmesi karşısında aklını kaybedecek durumlara düşmeyenler için korkulacak bir şey yoktur.

Bittim ben, öldüm ben, mahvoldum ben, diye panikleyenlerin geri dönüş ve bekleme süreci azap verici günlerle doludur.

Amma sonu feraha çıkmaktır.

Hz. Pir şöyle diyor; Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.

> Yeni Meram >Yazarlar > Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.