YAZARLAR

Konya konuşamayan bir şehir diyenlere her geçen gün daha fazla katılıyoruz desek yeri. Konya derken yanlış anlaşılmasın, konumuz şehir değil, insanlarımız.

Konuşamıyoruz, bir başkası konuşsun diye anlatacak, güvenli, güven duyduğumuz, itimat ettiğimiz, sır çıkmayacak birilerine durumu anlatıyoruz.

Hele o anlattığımız insanın anlattıklarımızı bizim ismimizi vermeden, konuşacağını ve anlatacağını aklımız keserse, anlatmak ne kelime resmen döktürüyoruz.

Çay ocaklarında, şehirler arası otobüslerde, Hızlı trende, bürolarda, ev toplantılarında…

Hem de yemin ve şart ederek.

Yine de ne olur ne olmaz diyerekten, ben anlattım amma, benden duymadın, şu anda bende sana bunları anlatmadım diye neredeyse anlattığımız insana yemin et diyecek bir psikolojiye bürünüyoruz.

Bu durum neden böyle?

Çünkü korkuluyor!…

Bu korku oldukça değişik bir korku!…

Yarınla ilgili, gelecekle ilgili, üzerinde çok fazla kafa yorulan, ince hesaplar yapılan, temkine bir hayli fazla dayalı bir korku…

İşlerini kaybetmekten, mevzilerini, makamlarını kaybetmekten, itibarlarının zedeleneceği endişesi taşıdıklarından konuşulamayan, fikir beyan edilemeyen bir korku.

Alem ne der?

Elalem ne der?

Bunca yıl yol arkadaşlığı yaptıklarımız ne der?

Bir çeşit mahalle baskısı gibi bir şey!…

Ben konuşmayayım, çıksın biri konuşsun, bizde içten, yürekten, candan ciğerden destekleyelim, amma görünürlerde, meydanlarda, herkesin görebileceği yerlerde de olmayalım.

Konuşan desteklediğimizi bilsin, bizim onu desteklediğimizi de kimselere söylemesin gibi de bir talepleri var.

İşte bu yüzden, insanların bir kısmı kendi adına konuşanlara, konuşma isteğinde bulunanlara ulaşma ve derdini anlatma çabasında.

Ancak, anlattıklarını anlatanların ve konuşanların yanında değiller.

Konuşanlar benimle gelin dese, hiç kimsenin onların peşinden gitmeye niyeti yok!…

Konuşamıyoruz. Konuşanı alenen destekleyemiyoruz. Ardından yürünülmeye kalksa kesinlikle adımımızı atamıyoruz.

Hakkımızı hep birileri arasın, ancak bizden hiçbir şey istemesin, bize bir şey sormasın noktasındayız.

Noktanız bu olunca da, nokta gibi kalıyorsunuz.

İnsanlar konuşacağız amma, konuşamıyoruz, sen konuş bizim yerimize diyorlar.

Anlayacağınız halimiz tam Nasreddin Hocalık!…

*/*/*/*/*

Bu durumu en güzel bir şekilde özetleyen bir Nasreddin Hoca hikayesini paylaşalım sizlerle;

Yıldırım Beyazıt’ı 1402’de Ankara savaşında yenen Timur’un ordusunda filler de vardı.Timur Akşehir’e gelip beğenip de kalmaya karar verince bu fillerden birini de oraya getirmiş.

O zamana kadar hiç fil görmemiş bulunan Akşehir halkı önce bundan memnun kalmış ama fil harman yerlerini bahçeleri silip süpürmeye başlayınca herkesi bir düşüncedir almış.Bu durum karşısında aralarında toplanıp ne yapacaklarını düşünmeye başlayan Akşehir halkı sonunda bir heyet halinde Timur’un huzuruna çıkarak ondan fili geri alması için ricada bulunmaya karar vermişler.Hoca Nasreddin’i de oy birliği ile bu heyetin başına geçirmişler. Heyet yola çıkmış amma.Timur’un kızmasından da çok korkuyorlarmış. Ya hepimizi birden cellata verirse diye düşünmeye başlayınca

yolda birer ikişer sıvışmaya başlamışlar. Karargaha varıldığında Timur’un büyük bir hiddetle bağırdığını duymuşlar. Geri kalanlarda kaçıp gidince, Nasrettin hoca kendini Timur’un karşısında tek başına bulmuş.

Timur onu görünce:

-Yine ne istiyorsun bire hoca? diye gürlemiş..

Hoca başlamış titremeye.

-Şey devletim!demiş kekeleyerek .Akşehir halkı kullarınız beni gönderdiler de…

-Ne diye gönderdiler? Ne istiyorlar?

-Şu gönderdiğiniz fil için…

-Ne olmuş file?

-Hiddet buyurmayın devletim!demiş,.Kullarınız bu hayvandan pek memnun.Kendisini pek severler. Ancak, yalnız olmasından üzülüyorlar. Acaba bir dişisi getirilse çoğalsalar, aile olsalar diye rica da bulunmaya beni gönderdiler!..

*/*/*/*/*

Nasreddin Hocayı andığımız şu günlerde, Konya’da iki tane Nasreddin Hocalık adam var. Bu isimler şikayet edilen konuları her platformda dile getirmeye devam ediyorlar.

Konyalı bu isimlerin konuşmalarını dinliyor, neler söylemişler, dilinden düşürmüyor. Ancak, meydanlara çıksalar, haydi düşün peşimize deseler, peşlerinden gelecek bir Allah’ın kulu yok. Neden yok? Bilen yok!…Gel deyin, gelmeyen şöyle olsun, böyle olsun diyenlere haydi dendiğinde bir dünya mazereti var.

Üzerlerine az biraz vardığınızda da çark etmeleri pek meşhur. Aslında ben öyle demek istememiştim. Konuyu saptırıyorsunuz diye başlıyorlar edebiyat parçalamaya….

Ne oldu, Adam derdini anlattı, kendince rahatladı, kendi söyleyemediği her ne varsa Konya’nın Nasreddin Hocaları çıktılar söylediler, amma vatandaş bu konuyu ben anlatmıştım, bu olay benim başımdan geçti, ben şahidim deme durumunda değil!

Bu nasıl anlatma? Olur mu böyle şey filan demeyin. Hele, böyle bir şeyi ilk defa duyuyorum hiç demeyin. Nasreddin Hocalığı üstlenen, kendilerine aktarılan konuları her platformda anlatan isimlere gelince; Birincisi Konya CHP Milletvekili Atilla Kart…İkincisi Konya MHP Milletvekili Mustafa Kalaycı!…Konuşacağız, konuşamıyoruz diyenler, öncelikle onlara geliyorlar. İlk çalınan kapı Atilla Kart’ın kapısı. Bu iki Vekil olmuşlar dert babası!…

Konuşamadıklarını söyleyenler, konuşmamaya devam ediyorlar. Ne zaman mı, konuşacaklar? Mahşerde herhalde!..

> Yeni Meram >Yazarlar > Konuşacağız konuşamıyoruz!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.