YAZARLAR

***

“KİMSEYE güvenme… Hiçbir kimse, hiçbir şey göründüğü gibi değildir.”

***

HAYIRLISI

Et, süt, yumurta, yoğurt, vita yağı…

Biz bunları yiyerek büyümüştük.

Bir ara ilkokulda Amerikan süt tozuyla…

İki yıl önce, “Aman haa, kırmızı et yemeyin kolesterol yapar” dediler, bir süre yemedik.

Arkasından “Aman haa, süt içmeyin kanser yapıyor” dediler, çok kısa bir süre ara verdik, sonra içmeye devam ettik. Sonra, yumurtamıza göz diktiler. Daha sonra “Kızartmadan kaçının” dediler.

Olmadı, “Meyve ve sebzelerde GDO var, bu ürünleri yemeyin” dediler.

Çarşı-Pazardan ne alacağız, aptallaştık kaldık.

Yoğurt yesek süt ürünü…

Yağ desek patates karışımı…

Çinliler yumurtanın da çakmasını yaptılar.

Şimdi de kokoreç’e kafayı taktılar.

Çok yakında onun da sahtesini yaparlar.

Lokumu, baklavayı Yunanlılar almıştı!

İşkembe çorbasının patentini Bulgarlar…

“Çiğ köfte” Araplarınmış.

Yakında finduk da gider, çay da, kahve de…

Bize ne kalır?.. Kuru fasulye, Tarhana çorbası!

Yiyin için efendiler; ne derler, “Hayırlısı…“

***

KEŞKE…

Sözleriniz ya da yazılarınızın arasında, “Fakat… Ama… Ancak… Lakin” diyorsanız yukarıdaki sözlerinizi veya yazılarınızı çöpe atınız. Çünkü, hiçbir değeri kalmamıştır.

“Keşke” ise “pişmanlık” demektir.

“Keşke” dediniz mi pişman olmuşsunuzdur.

İnsanlar, hayatları boyunca kim bilir ne kadar “keşke” demişlerdir.

“Keşke yapmasaydım…”

“Keşke böyle olmasaydı…”

“Keşke şöyle yapsaydık…”

“Keşke gitmeseydik…”

“Keşke gelmeseydim…”

“Ah kafam ah… Keşke…” gibi…

Bu sözcüğü en az kullanmaya özen gösteririm.

Gençliğimde inanılmaz sert yazılar yazdım.

Kamburu olmayanların yazdıkları türden.

Şükürler olsun ki, Halil Ürün’ün Belediye Başkanlığı döneminde açtığı dava hariç, tek bir davaya muhatap olmadım. Onda da takipsizlik kararı verdiler, Ürün kendi yoluna devam etti, ben kendi yoluma…

45 yıllık gazetecilik geçmişimin özeti bu işte.

Çünkü, gazetecilik ilkelerine ve kişi hukukuna hep saygılı oldum. Üstelik duayenim Rıdvan ağabeyin 1974’lü yıllarda delikanlılığın da verdiği heyecanla ok gibi acılı yazılar yazarken, “Bak Cihat… Yazı yazmak, belden aşağı vurmak veya küfretmek değildir” diye uyarmışken…

Bunları şimdi neden yazdım?
“Bir gazeteci olarak” diyebilmek için…
Bir gazeteci olarak bazı gazetecilerin tutumunu eleştirebilmek için…

Beyinlerinden vıcık vıcık yağ döküldüğü için…

Biliriz ki, bir dönem biter, bir dönem başlar.

Başlayınca da bakmışsınız kapı dışındalar!

Bu tür gazeteciler beni üzüyor dostlar.

Çünkü, gazeteci onun bunun karşısında çıkarı ne olursa olsun, virgül gibi eğilmez, onurludur.
Toplumların hayatını, sağlığını etkiler gazeteci. Nasıl ki bazı meslek sahipleri, kararlarında duygularını bir kenara bırakmak zorunda iseler gazeteciler de öyledirler.
Ama, gerçek gazeteciler!
Gerçek gazeteci kanıtsız yazı ve iftira yazmaz.

Yazarsa da, aha işte Adliye Sarayı orada.

Adana-Mersin çevre yolunun yanı başında.

Haklıysalar, ancak orada aklansınlar…

> Yeni Meram >Yazarlar > Keşke…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.