YAZARLAR

Öğrenciler geçtiğimiz Cuma günü karnelerini aldılar. İçlerinde takdir ve teşekkür alanlar oldu. Bazı dersleri zayıf olanlar karnelerini hiç kimseye gösteremediler!

Osmanlı’da onlu not sisteminde, öğrencilerin başarıları ;  ” 9-10 – Aliyyülâlâ (pekiyi) / 8 – Âlâ (iyi) / 7 – Karib-i Âlâ (iyiye yakın) /6 – Vasat (orta) / 5 – Karib-i Vasat (ortaya yakın) / 3-4 – Zayıf / 1-2 -Pek Zayıf / 0 – Fena” olarak yansırdı karnelere.

1957 yılında başladığım İlkokulda “Pekiyi, İyi, Orta ve Zayıf” yazardı karnelerimizde. Ortaokul ve Lise dönemimizde onlu not sistemi vardı. 9-10 notların en hasıydı. 7-8 alan öğrenci için en mutlu gün o gündü. 6 rahatlatıcı bir nottu, iyiye yakın, ortadan uzak, ümit veren bir nottu.

Öğrenci için 5 kadar sevindirici, şapkasını göğe atacak kadar sevineceği bir not yoktu. Bir anlamda cankurtarandı 5. Can simidiydi. Sınıfta kalmanın eşiğinden dönüştü. 1 ve 4 arası, dört dahil zayıftı.

Eski öğretmenlerimizin 4.5′ tan beş vermeleri bile, öğrenciyi mest ederdi.

Hele o Matematik dersleri yok mu? Bizim nesil Matematikten çektiği kadar hiçbir dersten çekmedi. Ne kadar aksi, ne kadar huysuz, ne kadar yüzü gülmeyen, ne kadar notu kıt adam varsa sanki hepsi Matematik Öğretmeni olmuş gibi gelirdi. Benden beş alan, diğer derslerden kendini on almış saysın diye gerine gerine yürüyen o öğretmenler yüzünden, Matematik dersimiz banko zayıf gelirdi karnelerimize. Ne bütünlemelerde geçebilirdik, ne de tek derslerde.

Matematik yüzünden kimimiz aynı sınıfı iki kere okudu, kimimiz belgelendi, kimimiz okumayı bıraktı.

Rahmetli Lise Müdürüm Muammer Acar’da bir Matematik öğretmeniydi.  Bir şekilde o dersi kolaylaştırır, Okul Müdürünün derse girdiği sınıflarda sınıfta kalmak olmaz derdi. O zor ders, bir anda herkesin rahatlıkla geçebileceği bir ders oluverirdi.

Karne dağıtım törenleri öncesi yaptığı konuşmalarda öğrencileri, ” Zayıfsız karne çiçeksiz bahçeye benzer!” diye, teselli etmesiyle ünlüydü.

1983 yılının ikinci döneminin başında atandığım Nevşehir- Gülşehir Lisesi Müdürlüğünde, Lise Müdürü olarak yaptığım ilk konuşmada, aynı sözleri söylemekten kendimi alamadım.

Öğrencilerimin yüzlerine yansıyan o rahatlamayı anlatamam…

Karne konusunda hemen bir çoğumuzun pekte iyi hatıraları yoktur. Hele bizim dönemimizde. Karnenizde 5-6 tane zayıf. Hadi annenizi atlattınız, akşam babanıza verecek cevabınız olmazdı!

Basındaki kardeşlerimiz karne sevinci diye haber başlıkları atıyorlar ya…

Nasıl bir sevinç o sevinç…

Karnesinde zayıf notları olan öğrenciler, neye sevinecekler, karnelerine mi, tatile mi?

Ah haberci kardeşlerim ah! Galiba siz hiç zayıf karnelerle eve gelmediniz!

Bizim dönemimiz, ağır ödevlerin verildiği, okula dönüşte, ödevlerin kontrol edildiği, sınıf geçmenin inadına zor olduğu, Eylül aylarının kabusu olan Bütünleme imtihanları ve tek ders cenderesi ile bazen bir üst sınıfa nasıl geçtiğimize inanamadığımız, çoğu kez aynı sınıfı ” çift dikiş” tabir edilen şekilde üst üste iki sene okuyan, ikinci yılda geçemezse, belgelenen bir nesildi.

Biz karneleri hiç sevemedik.

Karneleri sadece zayıf not alan öğrencilerin sevmediğini söylemek yanlış olur!

Siyasilerimiz, Belediyelerimiz ve kurumlarımızda sevmiyor karneleri. Hem de hiç!

Vatandaşımıza sorarsanız, mesela Belediyelerimizin kış karnesi Osmanlı karnesine göre ” Fena” yani sıfır ile 1-2 ” Pek zayıf” arasında gitti-geldi. Tramvay hatlarının keşmekeşe sürüklediği trafik, alternatif Şeb-i Arus karşısındaki çaresizlik, fena ile zayıf arasında dolaştı durdu.

Siyasilerimizden bir çoğu ‘Karib-i Vasat’a’ ulaşamadı, yani 5’e!..Bir kaç tanesi ‘Vasat’ yani 6’da takıldı kaldı.‘Karib-i Âlâ’ya’ yani 7′ ye ulaşan varsa onu da siz bilirsiniz diyeceğiz, demesine de, vatandaşımız bu konuda bir alem!

Olumsuz konuşanlar, aman adımı yazma, benim söylediğim duyulmasın, adımı söylersen inkar ederim, fikri yok de, diye görüş beyan ederken, etliye-sütlüye karışmama adına konuşanlar, her gün ayrı bir yerde pazar var, dolmuşlara, tramvaya, otobüse biniyoruz. Zaten 65’i geçtik ulaşım da bedava, bana göre karneleri baştan sona iyi diyelim de, zevahir kurtulsun, deyip geçiveriyor.

Dilerseniz, çuvaldızı devamlı başkalarına batırma heveslileri olarak, iğneyi kendimize batırarak şöyle bir soru soralım; Vicdani, gerçekçi ve samimi olarak, her yönümüzü değerlendirip kendimize karne verebilseydik içimizde takdir yada teşekkür alan çıkar mıydı acaba?

Etiketler:
> Yeni Meram >Yazarlar > Karne!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.