YAZARLAR

Soğuk, karın yanında
İnatçı bir komiser .
İhtimal ki yarın da,
Ayaz Paşa kol gezer.

Kışın akla ne sığar,
Ne de yarar işleri.
Saçakların şimdi var,
Buzdan yapma dişleri.

* * *

Bu mevsim kış kışlığını tamca yapıyor;

Kar, buz, tipi, çığ, fırtına, sis ve ayaz.

Mahsur kalanlar, kayıp düşenler, hastalanan, yolunu kaybeden. Ulaşım, eğitim ve doğum engeli; Van’da Çadırlar yanıyor, ölü sayısı 11’i buldu. Sobadan sızan gazdan ölenlerin sayısı giderek artıyor. Akarsular, göller, göletler, dondu. Soğuğu sorarsanız, tam bir Sibirya soğuğu. Dinleyen, anlayan, zincir takan yok, kayıp yaralanan çok. Toplu ulaşım araçlarını yeğleyenlerin sayısı çok az. İnsanlar ve kuşlar perişan; fakir-fukara derseniz perme perişan. Fotoğraf karesinin tek sevimli yansıması, kartopu ve kardan adam! Çocuklar gülüyor, büyükler üşüyor.

Kışın anahtar sözcükleri şöyle olsa gerek;

Doğalgaz, odun, kömür, battaniye, yatak, yorgan, kaza, buz, tuz…

Küresel ısınma mevsimleri de değiştirdi, kıllar da değişti, ya çok sert ya da bahar havası, ikisinin ortasında değil.

Bu arada bir empati yapmak isterim. Güney kutbunu keşfeden Norveçli Amudsen “yola devam” deyip yürüseydi ve sonra da Güneyden önce kuzey kutbunu keşfetseydi, biraz sıcaklık götürseydi acaba dünya aşırı soğuktan biraz soyutlanır mıydı? Titreten soğuk dinmeyen kar, bu ara sokak buz pistleri kişioğlunun gündemine neleri taşıyor, içsel tartıştırıyor.

Van’da çadır yangınlarına vurgu yapınca, usuma Van düşüyor. Vatani görevimi, yedek subay olarak yaptığım, “anlı- şanlı ve kılıcı kanlı” şirin Van’ı düşlüyorum. Konu Van ise kadim dostum Bekir Sıdkı Erdoğan’ın kar- kışla özdeşleşen “Fal” şiiri şiirselliğiyle

Dudağımdan Konya ayazında dökülüyor;

“Sen karşıma, her özlediğim anda çıkarsın!
İzmir’de çıkar; Kars’da çıkar, Van’da çıkarsın…
Hiç böyle vefa görmedi alemde hakikat;
Yollar kapanır, sen yine fincanda çıkarsın!”

Kar, fırtına, buz, ayaz ve soğuk deyince tarih kitaplarından karşımıza 392 yıl önce 1620 yılında İstanbul’da yaşanan bir kış çıktı ve geldi. Öyle bir kış ki, öyle kar yağmış, öyle soğuk olmuş ki deniz bile donmuş. Şair

Neşati de tarih düşmüş;

Emr-i Hak ile İstanbul’da olan kış bu sene
Belki Dünya duralı olmadı bu resme şitâ
Lâfzanü ma’nen ana dedi Neşati târih
Be meded dondu soğuktan bin otuzda derya”

Her mevsim kendine özgü güzellik içerir.

Doğanın dört, yaşamın ise, beş mevsimi vardır. Bu beşler;

Aşk, has­ret, yalnızlık, vuslat ve hüzündür.

Hüzün mü? Hüzünde kimi koşullarda “güzellik“ gizlidir. Nitekim ünlü Fransız kadın yazarı Françoise Sagan, 1954’de kaleme aldığı ilk yapıtında “Günaydın Hüzün- bonjour tristesse) adını vermiştir. Babası bir şirketin Genel Müdürü, annesi toprak sahibi bir ailenin kızı olan Sagan, hüznün kişinin genlerinde yer aldığını, mutluluk rüzgârları estirdiğini ortaya koymaktadır.

BİR DAMLA:

KİM BİLİR

İlk yağmur damlası düştü
Kuru yapraklarına güzün.
Ardında kış kıyamet,
Dert, hüzün.

Alınyazısı hepsi… Kısmet…
Ha yazı, ha kışı geceyle gündüzün,
Kim bilir kaç günü kaldı
Ömrümüzün?

> Yeni Meram >Yazarlar > KAR- KIŞ VESAİRE
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.