YAZARLAR

Kendimizi bilmek, haddimizi bilmektir, kendimize gelmektir. Kendini tanıyan, kendini bilen insan, haddini bilen insandır.

Kendini bilen insan kimseyi incitmez.

Kimseye hor bakmaz.

Kimseyi aşağılamaz.

Kimsenin aleyhinde laf söylemez.

Kimsenin dedikodusunu yapmaz.

Ancak bu bu duygulardan ve bu güzelliklerden o kadar çok uzaklaşmışız ki, anlatması bile çok zor.

Kendini zorla bir yere davet ettirenler.

Kendilerine elindeki güçle yer açanlar.

Fikir ve görüşlerini güç ve kudretiyle kabule zorlayanlar, haddini bilmezlerin meşru olarak saydığı fiil ve davranışlardır.

Bazıları bir ortamda kendine yer bulmak, bulunduğu dost ve arkadaş grubu arasında saygın ve seçkin görünmek adına kendince bir dizi hamle yapar!…

Nasıl bir grupsa, nasıl bir dostluk halkasıysa bu halka!

İkili-üçlü oturumlarda alttan alta, içten içe laf dokundurmalar, hemen her mevzuda lafı dolaştırıp gözden düşürülmesi gereken insana getirmeler, hafife almalar, dalga geçmeler, ben onu böyle bilmezdim diye başlayan cümlelere taraftar aramalar kendini bilmezlerin ve haddini bilmezlerin sözleri olarak yankılanır o mekanlarda.

Eleştirdiği insanların yarısı bile olamayacak yapıya ve karaktere sahip olan insanların, kendilerine zoraki yer açma mücadelelerine her nedense dur diyen olmaz!

İnsanlar en fazla üç kişiyi aşmayan sohbet ve huzur mekanlarını neden arıyorlar sorusunun cevabı belkide bu olumsuz manzaralarda saklı!…

Kendini bilmeyenler, herkesi kendileri gibi sandıkları için, her girdikleri mekanda kendilerini tanıyanların kendi aleyhlerinde konuştukları hükmüne varırlar.

Sonra da bir merak, bir merak!…

Hakkımda ne dedi?

Ne söyledi?

Yine benimle ilgili konuştular değil mi?

Beni çekemiyorlar!…

Ben bu aleme fazlayım, bunlardan en az iki gömlek daha yukarıdayım!..

İki masa ileride, uzun boylu, gözlüklü adamı gördünüz değil mi? Tam bir gubuzdur!…Bu topluma onu ben lanse ettim. Nereden buldun getirdin bunu diyorlardı. Sayemizde adam oldu, şimdi selamünaleyküm demiyor!…

Etrafındakilerin öve öve yere göğe sığdıramadıkları kendini bilmeyen, yerini yurdunu bir türlü öğrenemeyen, kaygısız, saygısız insan, bu ve benzer cümlelerle mangalda kül bırakmadan atıp savurur durur.

Kendini bilmezin yanındakiler, varsın demesin demezler. Yapılan iyilik başa kakılmaz, orada burada söylenmez, yanlış yapıyorsun diyemezler. Derlerse yol arkadaşlıkları, masa dostlukları, mekan paylaşımları sona erer.

Yangına körükle giderler ki, dostlukları pekişsin, kendini bilmezin yanında yer tutsunlar, daimi kadroda olsunlar!

Üç günlük dünyada, tanınan bir kaç mekan içinde yapılan üstünlük ve gösteriş savaşlarının kime ne yararı var?

O mekanların kapısında, abi karnım aç diyene selam vermeyen, atın böylelerini bu kapılardan diye talimatlar yağdırıp, yüklü öğle ve akşam yemeği faturalarını ödemeye alışkın insanların kendilerini bilmeleri, hadlerini bilmeleri mümkün mü?

Eskiler, ” Sen seni bil sen seni, sen seni bilmez isen bilmezsen patlatırlar enseni” derlerdi. Bu mecaz cümle, haddini bilmeyenlerin uğrayacağı felaketleri anlatırdı anlayana.

Kendini bilen için, mekan ayrımı yoktur. Dost hanesinde, dostların bulunduğu masada, dostların kendisini davet ettiği bir mekanda, üstünlük taslamak, olduğundan fazla görünmek, gerine gerine övünmek olmaz.

Hoş görülmez, tavır konur, halden anlayan içine girdiği atmosferin kendine ait bir yer olmadığını derhal anlar.

Dostların bir arada olduğu mekanlarda sevgi vardır, saygı vardır. Konular kendini bilmezlerin bulunduğu ortamlara göre tamamen farklıdır.

Hasislik, kıskançlık, fesatlık ve haset onların bulunduğu masanın kenarından bile geçemez. Dedikodu onları gördüğünde yolunu değiştirir. İnsan sevdiği bir arkadaşını gördüğünde ne yaparsa o duygular sıralanır art arda…

Ah haddini bilmezler ah!…Olduğundan fazla görünme, ayakların yere değmemesi gibi huyları kimlerden edindiniz?

Haddini bilmemişsen alemi cihan olsan ne olacak?

Haddini bilmeyene gün gelir bir haddini bildiren gelir denmiştir.

Haddini bilmeyene haddini bildirenler olsa da, haddini bilmeyenin uslanacağını ve akıllanacağını fazla ümit etmeyin.

Haddini bilmemezlikten zevk alanlar için, eski haline geriye dönüş süresi çok uzun değildir. İstisnalar hariç desek de, ne yazık ki, istisnalar kaideyi bozmuyor.

Hz.Pir; İnsan, haddini bilmelidir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın bütün mahlûkâta ihsan eylediği her türlü tâkat hudutludur. Bu sebepledir ki, îmanın altı şartına bir şart daha ilâve gerekse, o da haddini bilmek olurdu, demişlerse de, can çıkar huy çıkmaz denmiştir.

> Yeni Meram >Yazarlar > ‘İnsan haddini bilmelidir!..’
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.