YAZARLAR

Dün 10 Kasım’dı. Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 76. yılı. Saat 9’u 5 geçe, sirenler çalmaya başladığında, hava sıcaklığı 12 dereceydi.

Soğuktan çenelerimizin birbirine vurduğu…

Titrediğimiz…

Anma törenlerinin okulların içine alındığı…

Buzlu-ayazlı o eski 10 Kasım günlerinin aksine…

Bahardan kalma bir gün gibiydi bu 10 Kasım.

Saat sanırım, 9’a 10 filan vardı. Okul İdaresi öğrencilerin Anma Töreni için toplanmalarını anons etti.

Anons, okulun hakim olduğu işlek caddenin tamamından fazlasına Anma Törenini duyuracak bir ses donanımına sahipti.

Hani gümbür gümbür derler ya…

Aynen öyle!…

Anlayacağınız dükkanını açan esnaflar, yoldan geçenler, otobüs ve dolmuş bekleyenler, civardaki bütün konutlar, bugünün ne anlam ifade ettiğini anonsla hatırlamış oldular!

Saat 9’u beş geçe iki dakika sürecek olan siren çalmaya başladı.

Öğrenciler okulun bahçesinde sıra olmuşlar, öğretmenleriyle birlikte iki dakikalık saygı duruşuna geçmişlerdi.

Siren sesleri duyulduğu andan itibaren caddede hareket halinde olan bazı araçlar yavaşladılar. O yavaşlamaya arkadan gelenler bir anlam verememiş gibiydiler. Öndeki araç niye ilerlemiyor diye, kornalarına sürekli basmaya başladılar.

Siren sesine korna sesleri karıştı.

Yanından geçip gittikleri okulda ne oluyordu?

Öğrenciler, neden saygı duruşunda bulunuyorlardı?

Kornalarına devamlı basan, öndeki araç sürücüsüne sövüp sayan, el-kol işareti yapan, yumruk sallayan insanların bu günün 10 Kasım olduğu akıllarına gelmemiş miydi?

Kimbilir, belki de!..

İki dakika duramazlar mıydı?

Bir Bakan geldiğinde bile, kilitlenen caddelerde kaç iki dakika beklediğini unutan ve mecburi bekleyen bu insanların senede bir gün, iki dakika bekleyememe sabırsızlığına bir anlam verebileniniz oldu mu?

İki dakika’da nereye gidecekler, nereye yetişeceklerdi?

Bu ne aceleydi böyle?

Ya yayalar?

Yayalarında belli ki, aceleleri çoktu.

Okulun önünden, okul bahçesini göre göre, geçip gitti herkes.

Öğrenciler ve öğretmenler haricinde kimse iki dakika sabır gösterememiş, iki dakikaya katlanamamıştı.

Siren sesleri bitti, İstiklal Marşı çalmaya başladı.

Dışarıdan bakıldığında yaşları elli ve civarında olduğu tahmin edilen insanlar, oldukları yerde durdular. Diğerleri her zaman olduğu gibi yürüyüp gittiler!

Bazıları bu insanlar neden böyle çakılı kalmış dercesine anlamsız gözlerle bakıp geçti, insanların yanından!

Belli ki, çok aceleleri, oldukça sağlam gerekçeleri ve dişe dokunur mazeretleri vardı. Hatta saygıyı ve sevgiyi senden-benden mi öğrenecekti arkadaşlar!

Mazeretlerine kılıf arayanlar yüzünden, kılıf kılıflığından, mazeret mazeretliğinden utandı, yerin dibine girdi de, mazeretlerine üfürükten teyyare babından gerekçe bulanlar, kendilerini bir şekilde haklı göstermekten vazgeçemediler!

İki dakika az değil. Hatta uzunca bir zaman dilimi. Ben ne yapıyorum? Nerede yanlış yapıyorum, kime ne haksızlık ediyorum diye bir vicdan muhasebesi yapacak kadar uzun bir süre!..

> Yeni Meram >Yazarlar > İki Dakika!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.