YAZARLAR

İÇ KALE, DIŞ KALE, BAK HELE!-Erol Sunat-Yeni Meram Gazetesi

Tarihi dokunun ihyası diye diye yıllar geçti. Bir türlü ihya edemedik tarihi dokuyu. Canına okuduğumuz, yerle bir ettiğimiz, yine tarih çıktı diye, üstünü kapattığımız bir dokudur bahse konu olan doku!
Temcit pilavı gibi, ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilendir.
Tarihi doku konusu bu şehrin hicran yarasıdır.
Büyüklerimizin, ileri gelenlerimizin işin içinden çıkamadığı yada bilerek çıkmak istemediği gibi şehri derin düşüncelere daldıran enteresan bir konudur!
Bu şehir bir Başkent demiyor muyuz?
Selçuklu bu şehre gönlünü bağlamış, Kılıçaslanlar, Keykubadlar, bu şehri ihya etmek için gecelerini gündüzlerine katmışlar diye düşünmüyor muyuz?
Bu şehirde tarihi doku olmayan neresi var diye soracağız, hiç kimse bize bir yer gösteremeyecek!
Tarihi doku için tarih bilgisi, Selçukludan anlayan tarih danışmanları olmazsa olmaz artık.
Çünkü; Selçuklunun Başkentinde, Selçuklu tarihini aramıyoruz!
Aramadığımız içindir ki, ne Selçuklu Sultanlarından, ne Selçuklu Emirlerinden, ne de Selçuklu Medeniyetinden haberimiz var!
1071 Malazgirt’ten, 1299 Osman Bey’e ve Osmanlı Beyliğine geçme ısrarı, her geçen gün daha da traji-komik oluyor.
Selçuklu Başkentinde, Selçuklunun izleri nerede?
Adını Selçuklu koyduğumuz Merkez İlçe’de Selçukluyu hatırlatan ne var?
Kelebekler Bahçesi mi?
Ecdad Parkı mı?
Adını Selçuklu Kulesi diye yarışmayla seçtiğimiz 42 katlı kuleyi, düz “ Kule” deyip geçtiğimizi de şimdi hatırlamayacaksınız!
Nerede Selçuklu, nerede Selçuk Sultanları, nerede Selçuklu Medeniyeti?
Selçuklu Merkez İlçenin adı, Sultanlar Alaeddin tepesinde yatıyorlar, Medeniyet var olmasına var lakin, anmamak, anlatmamak, araştırmamak için adeta 30 yıldır yemin etmiş gibiyiz!
Tarihi doku yaklaşımımız ne yazık ki böyle gözüküyor!
Emir Karatay’ın adını taşıyan merkez Karatay İlçesi, Karatay’ı “kara bir tay” filan sanmıyordur inşallah!
Koskoca KTO-Karatay Üniversitesi ve Direniş Karatay filminden sonra, bu merkez ilçemize neden Karatay dendiğini araştıranlar, filmden sonra, dizi- dizi konferanslar vermeye başlayanları duyarsak şaşırmayın emi!
Velhasıl, tarihi dokudan ne anladığımız, ne anlamadığımız arasındaki ince çizgide, aylar, yıllar geçirip duruyoruz.
Tarihi Şehirler Birliği Yönetim Kurulu Üyeliğini Selçuklunun Başkenti sıfatıyla yürüten Konya, geçtiğimiz yıl Kılıçaslanlar şehri olduğunu, Miryakefalon diye bir zaferin kazanıldığını en nihayetinde hatırladı!
Buna zararın neresinden dönersen kâr denilebilir mi?
Dense-dense “Külliyen zarar” denir.
Tarihi dokunun ihyası üzerinde en fazla konuşulan, açıklama yapılan, üzerinde konuşmaya doyamadığımız yer neresi desek ne cevap verirsiniz?
Eminim ki, herkes tek bir yer söyleyecek!
Alaeddin Tepesi!
Kazdıkça kazdığımız, deşelediğimiz, eşelediğimiz, tarihi “amfiteatr” çıkar mı diye meraklı gözlerle baktığımız, petrol arıyorlar galiba diye espriler yaptığımız, Truva hazinesi gibi hazine filan mı var acaba diye tahminlerde bulunduğumuz bir tepe!
Kılıçaslan Köşkünün kalıntısını koruyan beton şemsiyenin bile, şehrin sembolleri arasına girdiği bir geçmişi var tepenin.
Beton şemsiyenin ani bir şekilde, köşk kalıntısının üzerine yıkılması endişesini ortadan kaldırmak bile yıllarımızı aldı!
Çok şükür, beton şemsiye gitti, yüzyıllardır kara, yağmura, soğuğa, sıcağa, rüzgara ve bizlere rağmen, ayakta kaldı köşkün kalıntısı.
Alaeddin Tepesi, bu şehrin en mahzun, en boynu bükük, en yalnız, en çaresiz tepesidir. Üzerine ne yapılacağı, ne kondurulacağı konusunda sürekli karar değiştirilen, her açıklamada sürpriz cümlelerin kamuoyuna yansıdığı, paravanlarla kapattığımız, devlet büyüklerimizin güzergahını değiştirip, göstermediğimiz, tarihi doku masallarıyla, şehri ve kamuoyunu beşiklerde salladığımız yıllar geçirdik.
2018 yılı içinde ne yapacaksak artık!
Kılıçaslan köşkünün burcunu yapıyoruz, sonra iç kale, dış kale hikayeleri var.
Ne mi diyelim?
İç kale!
Dış kale!
Bak hele!
Baktık hele, tarihi doku dayanamadı geldi dile!
Selçukluya ve Anadolu’ya altın çağ yaşatan Alaeddin Keykubad’ın adını taşıyan bir tepenin başında dönüp duruyoruz.
İşin içinden bir türlü çıkamadık.
Her konuşmamızda ayrı bir şeyler düşündüğümüz söylemeyken kendimizi alamıyoruz!
Tarihi dokunun edebiyatını yapa yapa, tarihi doku bu işten sıkıldı, bunaldı, kahretti, lakin farkına varan yok.
Bu kadar da serzenişte bulunmayalım mı, sevgili büyüklerimiz, sevgili ileri gelenlerimiz!

> Yeni Meram >Yazarlar > İÇ KALE, DIŞ KALE, BAK HELE!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.