YAZARLAR

Mevlana anlatıyor;
■ Bir gün Konya çarşısında atımla geziniyor, eve öteberi almak için çevreyi kolaçan ediyordum. Birdenbire karşıma pejmürde kılıklı, saçı-sakalı birbirine karışmış bir pir-i fani çıktı. Atımın dizginlerini sıkıca tutup sordu ;
– Şimdiye dek neler yazdın, neler okudun anlat bakalım evlât?
Açıkçası bu sorgudan hiç hoşlanmamıştım. Bu adam hangi cüret ve cesaretle atımı durduruyor ve benden hesap soruyordu. Ben yalnız Konya’da değil, tüm yakın ve uzak çevrede bilinen, aranan, sohbetine doyulmayan, bilge, fazıl ve feraset sahibi, kitapları okunan bir insandım.
“Kimsin, nesin, nerelisin?” diyecektim,

ama adamın gözlerinde şimşekler çakıyor, sabit bakışlarla ezecekmiş gibi süzüyordu.

Adama şu yanıtı verdim;
– Çok kitap okudum, çok kitap yazdım!
İhtiyar güldü;

– Boşuna okuyup nafile yorulmuşsun çocuğum. O yazdıklarının hepsini yırt at, ya da yak!

Yanıt verdim;
– Ne münasebet, ben onları yazabilmek için yıllarca kitap okudum.
O hiç oralı olmadı. Elleriyle atımın dizginlerinden sımsıkı tutarak aynen şöyle konuştu ;
– Sen kendini oku evladım, kendini oku!
İşte ne olduysa ondan sonra oldu; donup kaldım. Uzun süre hareketsiz at sırtında kalmışım. İhtiyar doğru söylüyordu.

Gerçekten ertesi sabah yazdıklarımın hepsini attım. Okuduklarımı da yaktım.
Benim hocam, benim öğretmenim, benim velinimetim, benim mürşidim işte bu Tebrizli Şems’ti. Ona Şems-i Tebrizi derler. Ondan çok şeyler öğrendimse de, öğrendiklerimin aslı ve esası tek sözcükte gizlidir.
Allah’ın tekliği, birliği ve benzemezliği olan Tevhid!
***
■ Hüsameddin Çelebi, Mevlana’ya sorar;

– Efendimiz, eğer biz ‘hiç’ isek , ‘Siz nerede olursanız, o sizinle beraberdir Mevlana eliyle işaret yaparak susturur;

O zaman Mesnevi’ye yaz bakalım!

■ Mevlâna, Mesnevi’de çirkin sesli bir müezzin hikâyesi anlatır. Bir mahalle camiinin sesi çok çirkin ve ezanı olabilecek en kötü şekilde okuyan bir müezzini vardır. Mahalledeki Müslümanlar da durumun farkındadır ama yanlış anlaşılma korkusuyla ses çıkarmadığından çirkin sesli müezzin günde beş kez ezan okumaya devam ediyor.
Mahallede oturan gayrimüslimlerden biri eli kolu eşyalarla dolu olarak camiye gelir ve Müezzinle görüşmek istediğini söyler. Müezzin gelir, gayrimüslim onun boynuna sarılır, “çok teşekkürler, çok teşekkürler” diyerek elindeki armağanları verir.
Gayrimüslim geri dönerken çevredeki insanlar ardından koşarlar, yanına gelip “hele dur biraz” derler. Bu olayın nedenini merak ermektedirler. Gayrimüslim anlatır;

“Benim büyük kızım bir süre önce bazı kitaplar okudu ve bana Müslümanlığa geçmek istediğini bildirdi. Ben de biraz beklemesini, geçmeden önce tam bir değerlendirme yapmasını söyleyip zaman kazanmaya çalıştım. Kızım sözümü dinledi ve düşünmeye devam ederken mahalledeki Camiye bu müezzin geldi. O kadar çirkin bir sesi var ve ezanı o kadar kötü okuyor ki, kızım dün bana Müslüman olmaktan vazgeçtiğini söyledi. Ben de onun için bu müezzine teşekküre geldim ve hediyeler getirdim.

***

■ Bir gün Mevlana’ya hırpani kılıklı bir adam gelir ve der ki;
-Bugün şehrin girişinde Şems’i gördüm!
Bunun üzerine Mevlana adama çıkarır hırkasını giydirir. Durumu gören yanındaki öğrenicilerinden biri itiraz eder;
-Ne yapıyorsunuz, o adam yalan söylüyor, hırkanızı neden verdiniz?

Mevlana, öğrenicisinin itirazına yanıt verdi;
– Ben onun yalan söylediğini biliyorum. Hırkamı onun yalanına verdim. Gerçek olsaydı canımı feda ederdim!

> Yeni Meram >Yazarlar > HZ. MEVLANA’DAN ÖYKÜLER
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.