YAZARLAR

Ana rahminden geldik pazara

Bir kefen aldık döndük mezara.


***
Muharrem ayının onuncu günü Şimir adlı kişi Hz. Hüseyin’in başını kılıçla keserek şehit etti. Hz. Hüseyin’le birlikte 70 kişi daha şehit edildi.
Şimir, Hz. Hüseyin’inin başını kestikten sonra, bir torbaya koyup evine getirdi. Hanımı, gece dışarı çıktığında, oradan bir nurun göklere yükseldiğini gördü. Yanına yaklaşınca bir ses işitti. Kocası Şimir‘in yanına gidip, durumu anlattı ve sordu;

– Onun altında ne vardır?

Şimir, yanıtladı;

– Bir haricinin başıdır. Yezid’e götürüyorum, bana çok mal verir.

Hanımı, yine sordu;

– Adı nedir?

Eşi, “Hüseyin bin Ali’di.” yanıtını alınca, bir çığlık attı ve bayılıp düştü. Kendine geldiğinde kocasını azarladı;

– Allah’tan korkmadın mı? Âlemlerin göz nurunun başını nasıl kestin!

Sonra ağlayarak, Şimir’in yanından çıktı. Şimir uyuyunca, Hz. Hüseyin’in mübarek başını alıp öptü ve odasına götürdü. Gece ilerleyince, kadını uyku bastırıp, uyudu. Düşünde evinin yarıldığını ve her tarafı bir nurun kapladığını gördü. Beyaz bulut içinde iki kadın geldi; Hz. Hüseyin’in başını alıp ağlaştılar; İki kadın, Hz: Hatice ve Fatma’dır. Sonra da yüzü ay gibi bir kimse göründü;

“Bu, Muhammed aleyhisselâmdır.”

Sağ tarafında Hz. Hamza, Ca’fer-i Tayyar ve diğer Eshâb-ı kirâm vardı.
Hz. Hatice ve Hz. Fatma, Şimir’in hanımının yanına gelip, sordular;

– Senin bizim üzerimizde hakkın çoktur; ne istersin?

– Cennette sizinle birlikte olayım.

Yanıt verdiler;

– Seni bekliyoruz!
Sabah kocası Şimir gelip, Hz. Hüseyin’in başını istedi. Hanımı vermedi,

– Artık seninle yaşayamam, beni boşa!

Şimir de boşadı. Fakat başı yine vermedi,

– Ölürüm de yine vermem!

Şimir kadını öldürdü ve Hz. Hüseyin’in başını aldı.

Abdülvehhâb-ı Şa’rânî anlatıyor:
– Hz. Hüseyin’in mübarek başı Şam’dan Medine’ye getirildi. Valinin emri ile, mübarek başı kefenlenip Bakî’ Kabristânında, Hz. Fatıma’nın kabri yanına defnolundu.

***

Hz. Muhammed, oğlu İbrahim’in ölümü üzerine gözyaşı dökmüş, ağlamanın yasak olduğu anımsatılınca da, bu tutumunun yasaklanmış ağlama sayılmayacağına dikkati çekmiş, gözyaşı dökmekle Allah’ın azap etmeyeceğine, ancak bağırıp çağırmaya azap edeceğine vurgu yaparak demiştir ki;

■Muhakkak ki ölü, ehlinin, üzerine bağırıp çağırmayla azap duyar.

Dinimizde başsağlığı dilemenin süresi üç gündür, fazlası doğru sayılmıyor.
■ Matem tutan ölmeden tövbe etmezse, kıyamet günü azab görecektir.
İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birisi, bir kimsenin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.

■ Ölüm haberi gelmeden

Ecel yakamız almadan

Azrail hamle kılmadan

Gel dosta gidelim gönül.

■ Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük; bir başka bahar için
sadece yaprak döktük’.

■ Bir insan, ne kadar şerefli makamlara geçerse geçsin, aslının toprak olduğunu ve bir gün yine toprağa karışacağını unutmamalıdır.

Bir damla:

■İş bu mana-yı bedihi görünen gün gibidir
Ömür bin yıl da olsa yine bir gün gibidir.

> Yeni Meram >Yazarlar > Hz. HÜSEYİN VE ÖLÜM
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.