YAZARLAR

Yılların akısı, hayatın geleceğinin aynasıdır. Bu aynaya bakıldığında gerçekler kesinkes görülür, bu görüntüden ders almak insana insanlığını tanıtır, gören gözler ibret alır, duyan kulaklar sadede gelir

1950’lerin başlarıydı, şehrimiz Konya çok küçüktü. Caddelerdeki arabalar sayılı, zengin fakir apaçık ortada, genç Türkiye Cumhuriyeti yoklulukları yene yene Türk gençliği Atatürk’ün izinde. Eğitimde ve adalette fırsat eşitliğini sağlama çabası sürdürülürken faili meçhul cinayetler adeta yok gibiydi. Rüşvetin adı bir çömlek yoğurt ya da bir sepet yumurta idi, buna tevessül edenler hukuk kurallarına uygun ceza görmeseler de halkın nazarında damgalanırlar ve ebediyen suçlu kalıp cezalarını çekerlerdi.

İmar ve iskanın illerdeki merkezi Nafıa Müdürlükleri idi. Halkın dilinde devletin gücünü tarif ederken bizim Konya’da, Nafıa’da Mahir, Nüfus’ta Fahir, Tapu’da Tahir, Konya bunlardan sorulur denirdi. İste bu Nafıa da ben muhasebe şefi, Mahir de muamelat şefiydi. Kapıcı Hüseyin ağırcanlı hantal, kaba saba bir yapıya sahip olduğundan, Mahir Bey’in zile basıp her çağırdığında sorumsuzca kayıt tavrını sürdürür, Mahir Bey’in azarını işitirken, oğlum, oğlum yapma böyle şu tabakanı cebi ne koy sigaranı da sonra tüttür, yoksa ayağına baltayı vuracaksın uyarısı ha bire tekrarlardı.

Bir gün Hüseyin benden bir hasta sevk kağıdı isteyip doktora gideceğini söyledi. Hasta sevk kağıdı yapıldı. Devlet Hastanesi’ne gönderildi, yalvar yakar 3 günlük rapor isteyip evindeki özel işleri içindeki kışlık odun kırma işini sürdürürken, hakiki baltayı derinliğine ayağına vurur. Üç günlük rapordaki üç rakamının ağızlarını birleştirip sekiz güne çıkarır ve bize gönderir. Rapordaki tahrifat, hem şeklinde ve hem de içeriğinde görüldüğünden raporun teyidini istediğimizde sahtecilik ortaya çıkar.

Hüseyin’e suçu sekiz gün sonraya kadar bildirilmez, sekiz gün sonrada iyi olmayan ayağın da kocaman sargı ile topal aksak daireye geldiğinde kabahati yüzüne söylenip mahkemeye verileceği bildirilir, eşi ve çocuklarının yaşayacağı perişanlık gözler önüne gelir. Derhal görevden istifası halinde suç duyurusu yapılmaz, beş çocuk ve eşinin cezalandırılmaması yeğlenir.

Hani bir atasözümüz vardır ya, bir insana kırk gün deli desen deli olurmuş, işte öyle bir şey, Hüseyin’e defalarca kırk kez ayağına baltayı vuracak uyarısı bir gün hakiki baltanın ayağına hem de kendi eliyle vurulması sonucunu getirmiş.

Hüseyin ondan sonraki hayatını bir perişanlığın içinde geçirirken ihmalinin, akılsızlığının cezasını derinliğine çekmiştir

Bulunduğu makam ve mevkiinin hakkını vermeyenler. Ben yaptım oldu diyenler, hukuku, kültürü, inancı, ahlakı, dini, imanı sömürenler unutmasınlar ki Hüseyin’in ayağına vurduğu baltayı onlarda, aynısı olmasa bile bir başka şekilde kendi ayaklarına mutlaka vuracaklar Beytül maldan yiyenlerin yediklerini hem kendileri ve hem de tüm evlat ve torunlarının burunlarından zehir zıkkım geleceği tarih sayfalarının şahadetinde görülmektedir. Türk siyasi hayatının endam aynası 1946’dan bu yana geçirilen 16 seçimin galiplerinden sondakilerin bir öncesine değin hepsinin yerle yeksan oldukları ortadadır. Hepsi de baltayı taşa vurduklarının cezasını çekmektedirler… Acıdır ama kocaman bir gerçektir…

> Yeni Meram >Yazarlar > HÜSEYİN AYAĞINA BALTAYI NASIL VURDU? ACI GERÇEK !
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.