YAZARLAR

Mal canın yongası demişler, mal sahibi olmanın inceliklerini, mal sahiplerine anlatan olmamış. Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz demiş büyüklerimiz.

Bunun aksini anlatmada mahir olanlar, mal nasıl korunur, mal ve mülkün üzerine nasıl yatılır, hakkı olana hakkı nasıl verilmez konularını anlatmışlar, süslü ve yaldızlı laflarla aç gözlülere, dünyada kendinden başka kimseye hak tanımayanlara.

Malı ve mülküyle övünen, böbürlenen insanları hemen bir çoğumuz, görgüsüzlükle, sonradan görmelikle anlatmışızdır. Bu durumda olan birinin inanın, dünyada tutunacağı yegane dal bir şekilde kendilerine kalan o mal yada o mülktür.

Ellerinde onlardan düzinelerce bile olsa, onun gelirini birileri ile paylaşamama gibi bir hastalıkları vardır.

Bir çok şehirde oldukça zengin olarak bilinen insanların beş lirayı verirken ellerinin titrediği ve bir çuval laf söylediğini bilmeyen yoktur.

Gani gönüllü bir Çoban’ın az amma, bunu böyle kabul edin diye uzattığı bir beş lira ile yapılacak bir tesisin tamamını yapmaya gücü yeten bir zenginin eli titreyerek verdiği beş liranın değeri aynı mı?

Adam mal sahibi ya, hakkını vermediği, hakkını alamayan bir insanın, o kadar malın mülkün var, bizim üç kuruşumuzu vermemek sana yakışıyor mu, benzeri sorularına karşı ne cevap veriyor biliyor musunuz?

Malımın ortağı mısın?

Gördüğün ne varsa benim olduğunu bildiğin halde, bu konu senin üzerine vazife mi?

Bir de kalkmış bana akıl mı veriyorsun?

Sende kimsin be?

Türünden edepsizce, cahilce, övünerek, tehditvari söylemlere bayılanlar arasında bir çok tanıdığımız bulunuyor.

Yunus Emre, “Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan, mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan “ diyor amma, huylunun huyundan vazgeçeceği yok.

Bizim olmayan mal üzerinde hak iddia etmek uğruna, canlar yakan, kalpler kıran, yetim ve öksüzlerin mallarına cebren el koyan, onların hakkını gasp eden, kapının önüne koyan bizler değil miyiz?

Bölüştüğümüzü sandığımız miraslar sonrasında bir avuç toprak için, araya sokulan nifak tohumlarına kanan, aldanan sonrada olmadık çamlar deviren yine bizlerden başkası değil.

Emanetçisi olduğumuzu gururla, iftiharla, övünerek söylediğimiz o malları ve mülkleri nasıl koruduğumuz, nasıl nalıncı keseri gibi kendimize yonttuğumuz, bölüşme ve paylaşmanın kenarından bile geçmediğimizi bize hatırlatanlara düşman kesildiğimizi, aralara mesafeler koyduğumuzu da inkar etmeyin, söyleyin.

Mal bizim değil amma bölüşemiyoruz, can bizim değil amma dövüşmelere doyamıyoruz. Dövüşürken kantarın topuzu ister istemez kaçıyor, darplar, yaralamalar ve hiç yüzünden katil olmalar baş gösteriyor.

Düne kadar selam veren, bayramlarda-seyranlarda görüşen insanlardan biri mezara, diğeri hapishaneye gidiyor.

Tam bir aile yahut sülale faciası. Malın ve canın emanetçisi olduğunu söyleyenler, emanete hıyanetten kendilerini alamıyorlar.

Ne uğruna?

Bölüşülemeyen ya bir tarla, ya bir ev, ya bankada ki birkaç kuruş, ya da birkaç metre yer.

Kardeş katilleri, amca katilleri, dayı katilleri, amca ve dayı çocuğu katilleri az değil bu ülkede.

Onları kışkırtanların gözü dönmüşlüğü, hak senindi, burası senin hakkın, deden sana bırakmıştı, baban vasiyet ettiydi, annenden kalan yeri nasıl gözü kapalı elin oğluna bırakırsın gibi laf ve söz taşımalar cinayete kadar uzanan olaylara az sebep olmadı.

Olan kışkırtılana ve üzerine saldırılana oldu hep.

Olayların tertipçileri, tezgahçıları, kışkırtıcıları olaylar sonrasında ellerini kollarını sallaya sallaya gezdiler dolaştılar.

Onlara hiçbir şey olmadı.

Sözde kanlı gözyaşlarını, timsah gözyaşlarını onlar dökmekle kalmadılar, çamur üzerlerine sıçramasın diye, biz böyle olsun istemedik, çok uyardık, gitme dedik, gidersen konuş dedik, sakın ha vurma dedik benzeri ifadeler kullanmakla kalmayıp, kendilerini haklı çıkaran yalancı şahitler ordusuyla da, Hakim karşısına az çıkmadılar.

Ağlamaları değil Hakimleri, olayın vuku bulduğu köyleri, kasabaları, ilçe ve şehirleri etkiledi.

İnsanlar Allah böyle akrabayı, böyle eş ve dostu herkese nasip etsin demekten kendilerini alamadıkları gibi, birde onları teselli etmeye kalktılar.

Kısa bir süre sonra, kışkırtanlar, olayın hazırlayıcıları unutuldu gitti. Mezarda yatana ağıtlar yakıldı, hapiste yatana beddualar edildi. Olaya sebep olan arazi, uzun süre boş kaldı. Daha sonra olayın kışkırtıcılarından biri kendi tarlasına yakın olan bu yeri yetimlere bir şeyler vermek adına bir süre sürdü.

Sonra her yıl, kendi arazisine doğru birer metre hesabından dahil etmeye başladı. Ardından hile ile geçiriverdi üstüne.

10 dönümlük yer için, üzerimize gelmesin, iftira etmesin, kulp takmasın diye sustu köylü. Aradan yıllar geçti. İlçeden gelen bir haber üzerine, köyde salalar verildi. O adam ölmüştü. Öldüğü günden birkaç ay sonra hapiste yatan adam çıktı dışarı.

Dün susanlar, hemen sardılar etrafını, dediler ki; “senin katil olduğun yer i kendi üzerine geçiren adam öldü, ne yapacaksın?” Hiç dedi adam, “ben cezamı öyle-böyle ödemedim. Çok düşündüm. Benim olanı benden almak isteyeni vurdum. Ne bileyim vur diyenin burada gözü olduğunu. Bakın ona da kalmadı.”

Bir hafta sonra, köye adamın oğlu geldi. Hapishaneden yeni çıkan adamı buldu. Bak ağabey dedi, “babamın seni ve öleni aradan çıkarıp, sahip olduğu o toprak, zaten senindi, bundan sonra da senin. At şuraya bir imza, bitsin şu iş. Bundan sonra huzur içinde uyumak istiyorum. Toprağını sana veriyorum.”

Adam attı imzayı, çağırdı Muhtarı, yıllar sonra köyün ortasında kalan toprağını devretti Muhtarlığa. “Buraya dedi bir okul yaptırın. Bizlerin yaptığı cahilliği yapan olmasın artık” diyerek, yürüdü gitti.

Muhtar en kısa zamanda oraya bir okul yaptırdı. Ne malı mülkü bölüşemeyen kaldı, nede can için dövüşen.

Hz. Pir, bakın bu konuda ne söylemiş; Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?

> Yeni Meram >Yazarlar > Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.