YAZARLAR

Kötü huylarımızı kabullenmek kolay mı? Kendimizle baş başa kaldığımız anlar haricinde, benim şöyle kötü bir huyum var diye diyen çıkar mı?

Başınızı yastığa koyduğunuzda, şu kötü huylarımı benden al Yarabbi dediğiniz hiç olmadı mı? Kötü huylarımız sadece bizi değil, içerisinde yer aldığımız ailemizi, birlikte çalıştığımız insanları, çevremize varıncaya kadar hemen herkesi etkiliyor.

Egoistlikte üzerimize yok…Dünyada kendimizden başka birinin var olmadığını, önceliğin yalnızca kendimize ait olduğunu, önce can, sonra canan yaklaşımıyla kabul etmişiz.

İnatçılığımız katır inadından daha baskın. Nuh diyor, Peygamber demiyoruz. İnat da bir murat, diyenleri inatlarını meşrulaştırmaya çalışmaları önce kendilerini yiyip bitiriyor.

Tahammülsüzlük her birimizde had safhada. Çağın baş ağrısı olarak kabul edilen strese sığınıp, en basit mevzulara bile tahammülümüz olmuyor. Karı ve kocanın tahammülsüzlüğü yuva yıkıyor.

Küfürleşmede yarışmamız dayanılacak boyutlarda değil. Araya harç koymadan konuşamadığımız gerçeğini nasıl anlatsak acaba, insan en yakın arkadaşına küfrederek telefon açar mı, yüzüne karşı küfrederek konuşur mu? Oluyor ve maalesef oldukça yaygın!…

Kazı koz anlayarak olur-olmaz her şeye bağırıp çağırmak konusunu da iyice abartanlardanız. Bağırmadan konuşamaz mıyız? Her bağıranın haklı olduğu nerde görülmüş!..

Bir de kışkırtılmalara çabuk geliyoruz. Bir laf, bir telefon, birisinin sana şöyle dedi demesiyle kızmanın çok ötesinde köpürüyoruz. Sonra aradaki bütün köprüler yıkılıyor. İnsanlar kendilerini kışkırtmak için gelenleri dinlemeseler, ciddiye almasalar hiçbir şey olmayacak!…

Sonra yalan var. Yalandan hoşlandığımız gibi, sanırım hiçbir şeyden hoşlanmadık. Akşama kadar, Ramazan ayı dahil bir günde kaç tane yalan söylüyorsunuz bir düşünün. Yalanı doğru gibi anlatma kabiliyetine erişmemiz başlı başına bir efsane.

İki kişinin bildiği sır sır değildir derler ya. Çok doğru. Benden duymuş olma, sen de kalsın diye başlayan laf, ağzında bakla ıslanmayanlar tarafından, bir şehrin sokaklarında dolaşacak seviyeye çok kısa bir zamanda gelebiliyor. Laf taşıma huylarımızla insanları birbirine karşı düşman etmemize ne diyeceksiniz? Bu konuda da durum oldukça vahim!…

Fitneye meyyal duruşumuz da ilginçtir. Bazı insanlar bu işten korkunç bir zevk alırlar. Fitne ocaklar söndürür. En iyi dost bilinenleri birbiri ile kanlı-bıçaklı yapar. Savaşlar çıkarır. Aile ve toplum düzenini allak-bullak eder. Eder de fitneci fitnesinden vazgeçer mi? Geçmiyor ne yazık ki…

Atalar her doğru her yerde söylenmez demişler ya. Bir lafın önünü-ardını düşünmeden, nereye gideceğini bilmeden, kaç kişiyi vuracağını-yaraladığını hesap etmeden “pat” diye söylemek en çirkin huylardan biridir aslında. Ben ne yaptım ki, doğruyu söyledim diyen insanı kurtarmaz.

Ya o çok bilmişlik hastalığına ne diyeceksiniz? Çok bilen çok yanılır demek sizi kurtaracak mı? Çok bilmiş, bilmişliğinden taviz mi verecek? Haddini bilmenin ne olduğunu bilmeyene, haddini bildiren de olsa, çok bilmiş bundan ders çıkaramayacak bir insan.

Karşınızdaki insanları adam hesabına katmıyorsanız, benim kimseye ihtiyacım yok diyorsanız, dünyanın en yalnız insanlarından biri sizsiniz demektir. En fazla burnu sürtülen, en fazla insanlara muhtaç olacak, insanların desteğini arayacak olan siz olacaksınız demektir.

Bize verilen gücü, kudreti baskı aracı olarak kullanmaktan vahşi bir zevk almamız da bizim insani olmayan tarafımızın bir göstergesidir. Sonu başarısızlıktır, kendine güveni olmayanın insanlara güven telkin etmesi söz konusu bile değildir.

Espri adına, ben her şeyin esprili yönünü arıyorum diyerek alaycı bir şekilde yaklaşmak, hemen her şeyle dalga geçmek, insanlara lakaplar ve isimler takmakta hoş bir tavır ve davranış biçimi değildir. Yağmurdan nem kapan alınganlıklar yapmamızı nasıl açıklayacağız? Bana şunu mu demek istedin diye başlayan çıkışlar, insanı rahatsız eden çıkışlardır. Hiç alakası olmayan sözü kendi üzerine alıp olay çıkaran, olay çıkarmayı başaran insanlarında huyu huy değildir.

Belki de, kötü huy olarak en başarılı olduğumuz alan, insan kalbi kırma üzerinedir. Bu konuda inanılmaz başarılara sahibiz. Kalp kırma üzerine söylenen onca söze rağmen, hiç birisine aldırmayıp, dere-tepe dümdüz gitmemiz, dereyi-tepeyi dümdüz etmemiz sizce tesadüf mü?

Bir çok insan yok yahu der, evet bazı kötü huylarım olabilir amma, o kadar da kötü değilim!…

On bir ay yaptığımız yanlışlar, kötü huylarımızı sergilemeler bugün içinde devam ediyor. Bu sefer de oruca sığınıp, orucu kalkan misali elimize alıp, veryansın etmeye devam ediyoruz.

Küfürleşmeye, hakaretlere, kalp kırmalara, darplara, insanları rencide etmelere aynen devam.

Ne yapıyoruz.

Oruçluyuz ya, üzerimize gelene sabredemeyip, gerildik, tahrik olduk, bir yerde kendimizi savunduk!…

Böyle biri her kötü huyunu diken bilip, bundan kurtulmaya, sıyrılmaya çalışabilir mi?

Sevgili okurlar…

İnsan kendi huyunu bilmez mi?

İnsan kendindeki yanlışı, eksikliği görmez mi?

Eskiler, huyunun çirkinliği yüzüne vurmuş, Allah gözlerinden nurunu almış derlerdi.

Bırak şu kötü huyluyu, uyma şuna diye birçok insan ikaz edilmiştir.

Madalyonun öbür tarafına baktığınızda, en kötü huylu insanın bile, mutlaka bir iyi huyu olduğu gerçeğidir.

İnsanlar kendini kabul ettirme yolunda hep zorbalığı, şiddeti, bağırıp-çağırmayı, tahakküm etmeyi seçmişlerdir.

Zorla güzellik olmayacağını bile bile üstelik.

Güzel konuşarak, hoş davranarak, insan ruhuna ve kalbine hitap ederek kendini kabul ettirme yolu nedense nadiren kullanılmıştır.

Hata ve yanlışlarımızla yüzleşme ayındayız. Ramazan ayı kötü huylarımızdan sıyrılabilme konusunda, kötü huylarımızın var olduğunu, bizi rahatsız ettiği kadar, çevremizde rahatsız ettiğini kabullenme konusunda bulunmaz bir terapi ayıdır.

Kişi kusurunu, yanlışını kabul ettikten ve bundan pişmanlık duyduktan sonra, çareler kendiliğinden gelir-bulur insanı.

Hz. Pir, bu konuda bakın ne diyor; Her kötü huyunu diken bil. Kaç kere ayağın yaralandı da fark etmiyorsun.

> Yeni Meram >Yazarlar > Her kötü huyunu diken bil!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.