YAZARLAR

Eskiden hayat hoştur, gerisi boştur der geçerlerdi. Üç günlük dünyada hayatı ciddiye almanın hiç bir esprisi yok diyen, hiç bir şeyi kendisine dert etmeyen, takıntı yapmayan insanlar vardı.

Bir çoğu onlara dünya yansa bir hasırlık yerleri yok, vara -yoğa gülüp geçiyor böyleleri deyip kınarlardı.

Bazılarımıza göre de; hayatı fazla ciddiye alanlar ya kalpten gitti, ya kanserden!

‘Dertleri zevk edindim kendime, bende neşe ne arar’ şarkısının dizeleri gibi gülmeyi unutmaya kendimizi az mı mahkum ettik?

Memnuniyetsiz yüzler bizde…Sürekli şikayet eden diller bizde… Geçim kaygılarını başımıza taç yapmışız… Huzur huzursuz etmiş, huzursuzluklar mutlu! Aile arası geçimsizlikleri sülale boyuna taşımışız! İş yerinde yaşanan olayları öyle büyütmüşüz ki, kördüğüm olmuş!

Genel gidişata kendimizi öyle bir kaptırmışız ki, yaşama biçimimiz bu artık demişiz!

Anlık sevinçlere bile hasret kalmışız da, sevinç kırıntılarında bile sevindirik olup, atmışız kendimizi sokaklara.

Bir kızgınlığa heder etmişiz aile saadetlerini! Yazık edilen mutlulukları nefretten görememişiz!

Pire için yorgan yakmayı marifet bilen anlayışlar geliştirip, zeytinyağı gibi suyun yüzüne çıkmanın hesaplarını yapmışız!

Kalp kırmalardan vazgeçemeyen dilimiz, öfkesine mağlup olma yüzünden nice dost, arkadaş ve yakın kaybetmiş!

Özrü kabahatinden büyük davranışlar sergilemişiz, özür dilemesini bilememişiz!

Laftan -sözden anlamamakta ısrar etme halimiz aynalara bakamadığımızdan bizi çok zor durumlara düşürse de beni böyle kabul etsinler deyip geçmişiz!

Bütün bu olan-biteni alt alta yazıp topladıktan sonra, bir soru sorup atmışız ortaya!

Bir türlü yüzü gülmeyenler ne yapsınlar? Önce bir akortlarına baksınlar diyor bir dostumuz.

Akordu bozuk adamın, akort problemini çözmeden olmaz diye de ekliyor.

Her ne probleminiz olursa olsun, derdinizi biriyle, birileriyle paylaşmanız gerekiyor.

O birileri, derdimizi dökebileceğimiz, sırrımızı paylaşabileceğimiz, bizi anlayacak, hatta teselli ve tavsiyede bulunacak bir dost, bir arkadaştır.

Her ne kadar iki kişinin bildiği sır, sır değildir dense de, üçüncü bir kişiye istenmediği takdirde aktarılmayan bir konu, dostun kıymetini gösterir.

*/*/*/*/*

Akort kelime anlamı olarak, bir enstrümanın çalındığında istenen notayı vermesi için enstrümanın ayarlanması işlemi. Armoniyi sağlayan seslerin birleşmesi olarakta anlaşılmış.

Uyum kavramıyla eşdeğer karşılığını bulmuş.

Bir çalgının doğru ses verebilmesi için yapılan ayara, düzene akort adı verilirken, insanların düzene girmesine, kendine gelip-kendini toparlamasına, eski-bildik tanıdık haline dönmesine akordu bozuktu, düzene girmiş denmiş.

Akordunuz nasıl? sorusu yüzlerde belli belirsiz bir tebessüm oluşturuyor.

Kimi, bugünlerde nasıl olmasını bekliyorsun derken…

Kimi, ne yalan söyleyeyim bozuk diyor.

Adam işini kaybetmiş…

Yüzünden düşen bin parça. Çalmadık kapı bırakmamış. Ayakları evine varmamak için adeta geri geri gidiyor bir durumda. Değil sazın akordunu yapmak, sazın tellerini sökmüş atmış!

Severek evlenmişler.

Aileler öylesine ağır baskılar yapmış ki, ayrılmaya bir mazeret aranmış!

Hakim şiddetli geçimsizlikten tek celsede boşanmalarına karar vermiş, bu seferde severek ayrılmışlardan olmuşlar.

Sormayın, akortları fena bozuk!

Mahkeme çıkışında gözgöze gelince, kızın gözlerinden bir kaç damla yaş süzülmüş kendiliğinden. Delikanlı ağlamamak için dönmüş arkasını. Kız anlamış ki, o da kendi gibi, gözleri dolu -dolu sessizce ağlıyor.

Bir başka benzer hadisede de; iki genç ayrılma raddelerine gelmiş, ayrılmayalım diye çırpınıyorlar!

Her iki taraftan çok bilmişler, çenebazlar, lafazanlar, dedikodu kumkumaları veryansın etmişler.

Mutluluk düşmanları, laf taşlarıyla kafa göz yaranlar, kalplerdeki bahçeleri tarumar etmeye çalışanlar, kıza ayrıl da kurtul, delikanlıya bırak sana varacak kız mı yok diyenler, gönül yurdunu yangın yerine çevirmişler.

Her iki tarafın aklı başında olanları, kovalamışlar ne kadar boşboğaz varsa. Ayırmayın sevenleri diye, sevgisizleri, görgüsüzleri, kıskançları, hasetlik ve fesatlıktan gözü dönmüşleri tutup kollarından fırlatmışlar. Bundan sonra bu çocukların yanına şu kadar süre gelmek yok demişler, aralara girmişler.

Bir anda kendi başlarına, başbaşa kalıvermiş insanlar. Kalplerinde açan sevgi tomurcukları gül olmuş, yasemin olmuş, leylak olmuş.

Yüzler gülünce, eller ve kalpler birleşince, mutluluk sazına dokununca elleri, sazın akordu kendiliğinden düzelmiş, yüzlere gülümsemeler, rahatlamalar yansımış.

*/*/*/*/*

Akordunuz bozulmayagörsün, boz bulanık sellere, düzen tutmaz tellere dönüverirsiniz.

Streslerle dolu olan dünyamızda akortların bozulmadan sağlam kalması kolay mesele değil. Akort dediğiniz gönül düzenine günde on kere çekidüzen verseniz, on kere bozulacağını bilseniz, on birinciye niyetlenmeniz şart.

Akort bu…

Bozulur mu bozulur! Yağmurdan nem kapar mı kapar! Sıcaktan gevşer mi gevşer! Soğuktan donmaya kalkar mı donar! Ayazlarda ıslık çalar mı çalar! Çünkü, her lafa aldırma merakı vardır. Dinleyipte beğenmeyene, dinlemeyipte beğenmiş gibi alkış tutana bozuk çalar!

Sık bozularak akort yapılmasını istemesi, ilgi çekme isteğinden, kendisinden başka bir şeyle ilgilenilmemesini istediğinden kaynaklanıyor diyenlere de rastlayabilirsiniz!

Akort bir anlamda moraldir aslında.

Moralli bir insanın akordunu kolay kolay kimse bozamaz!

İnsanda moral mi bırakıyorlar diyenlere de, bu arada söyleyecek sözümüz yok!

Moraliniz nasıl diyen yöneticiler yüreklere su serper, daha işe başlarken herkesin halini halini hatırını sorar, işinize motive olursunuz.

Yüzü sirke satanlarla, masaları yumruklayanlarla, bağırıp-çağırmalarla güne başlayan bir işyeri ne kadar verim alabilir?

Bir işyerinde verim alınabilmesinin yolu sevgiden, ilgiden ve iyi niyetten geçiyor.

Yarım elma, gönül alma demişler. Mesai arkadaşlarıyla haftada bir iş yerinde kahvaltı yapan yöneticiler, çalışanı ödüllendirenler, işin azarlama ve kızma faslını herkesin içinde değil, kendi ofisinde yapanlar, işyerinin akordunu her sabah yenileyenlerden olmuşlardır.

> Yeni Meram >Yazarlar > Gönüle çekidüzen vermek!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.