YAZARLAR

Derdi olanın derdini dinlemek kadar güzel bir şey yoktur aslında. Ancak her nedense bizlerin hiç zamanı yoktur. Hep bir şeylerle meşgulüzdür. Derdi olan her geldiğinde, hemen her zaman, daha sonra görüşelim cevabını alır.

Daha sonra ne zaman görüşelim, diyemez birçok insan, dese bile aldığı cevap bir daha gelme babından birkaç kelimedir.

Bir insanı dinlemeyen…

Dinlemek istemeyen…

Yine ne anlatmaya geldi düşüncesiyle karşılayan insana ne anlatacaksınız ki…

İnsanların derdini dinlemek için zaman ayırmak gerek.

Dinlemek gerekli ki;

Denize düşen yılana sarılır gibi bir bahtsızlık yaşanmasın.

İnsanlar yılanlara, çıyanlara, olmadık kişilere sarılıp, dayanıp hayatlarını zindana çevirmesinler.

İnsanları dinleyecek olanların her ne hikmetse bilinmez, kapılarında kapıcılar, sorgucular bulunur. Yunus’un dediği gibi, “Bunlar bir vakt beyler idi / Kapıcılar korlar idi…” dizelerine aynen uygundur durumları.

İnsan kalbi kazanamayanların, onları dinleyip dertlerini dinlemeyenlerin vefatlarından bir süre sonra ne adları, ne sanları, ne de arkalarından bir Fatiha okuyanları kalır!…

Kapılarına kapıcılar-sorgucular koyma adetlerine yeniden dönenlerin anlayışları tam evlere şenliktir.

O kapıdan içeri girmek fermana mahsustur.

İçeride olduğumuzu herkes bilsin, kimseye ben içerdeyken yok demeyin talimatı veren, ne derse desin, durum değişmez.

Neden değişmez sorusunun cevabı, bir danışıklı dövüş hikayesidir.

İçeride oturan öyle söyleyecek, dışarıda duran ise alınmayacak olanı söz cambazlıklarıyla, bazen tatlılıkla, bazen ikazlarla, çoğu kez atlatmalarla içeriye almayacaktır.

Göstermelik içeriye alınan ve dinlenen insanlarda, örnek olarak gösterilip, dert dinleme kapısı olunmaya devam edilecektir!…

Sıkıntısı olan insanlar gerçekten dinlenebilseydi, dinleme konusunda onlara sabır ve anlayış gösterilebilseydi, Marko Paşaya ne gerek vardı?

Derdin varsa Marko Paşaya git lafı da bu kadar meşhur olmazdı.

Dert dinlemeye tahammülü olmayanlar, kendilerine hemen bir Marko Paşa buluveriyorlar ve dert dinleme işini ona havale ediveriyorlar.

Dert dinleme kapılarında dert dinleme memurları olursa ne kadar dert dinleyebilir bu insanlar ve ne kadar çözüm bulabilirler hiç düşündünüz mü?

İnsanımız derdini, elemini, kederini birisiyle paylaşınca, anlatınca, içini dökünce rahatlayan bir ruh haline sahiptir.

Bu ruh hali bilindiği halde dinlenmemesi kadar, baştan savılması kadar anlaşılamayan bir başka şey yoktur.

Dert dinleyen insan diye bilinenlerin etrafında yer alan akıldaneler neler söylerler bir bilseniz! Falanca gelmiş, kimbilir ne diyecek?

Yine ne isteyecek?

Bunun derdi de hiç bitmez?

Ha o mu, biri ağlasa o da onunla birlikte ağlar, bunun kadar kolay ağlayanı görmedim arkadaş, adam resmen istismarcı !…

Yine de siz bilirsiniz, dediler mi, dert dinleyen almaz o adamı içeri, dinlese de öylesine dinler.

Dinlemek güzel bir terapi şeklidir aslında. Ve bizlerin hiç yapmadığımız bir şeydir.

Koca karısına bir yarım saatini ayıramaz. Git başımdan, meşgulüm, yarın söyle gibi kelimeler sarf eder!

Evlat devamlı bir şeylerle meşgul babası ile bir türlü konuşamaz.

Ben babamdan böyle gördüm diyen eski babaların çocuklarını karşısına alıp da bir şeyler paylaştığı durumlar nadirattandır. Benim çocuklarım karşımda konuşamaz diye övünen babalar, çocuklarına konuşma hakkı vermemeyi övünç vesilesi saymışlardır.

Müdür ve Amirler personelini dinlememe konusunda ısrar ederler. Personeli dinlemenin ve hele hele onların isteklerini yerine getirmenin acizlik olarak yorumlandığı düşüncesi henüz geçerliliğini kaybetmedi.

Oysa insanları dinleyerek sevindirmek, mutlu etmek hiçte zor değildir. Bu işe hal- hatır sormakla başlanabilir.

Atalarımız yarım elma, gönül alma demişler.

Bir şey sorabilir miyim diyene şimdi olmaz diye cevap veren bir amire, ne zaman diye sormak bile usullere ve teamüllere aykırı olarak görülür.

Aynı amir, bir saat sonra, o personelin yanına gelse, bir şey soracaktın, şimdi sor dese, ne kaybeder?

Sabırla insanları sonuna kadar dinlemek, dinlerken sözlerini kesmemek bile önemli bir meziyettir. Çünkü biz bir kaç dakikaya dahi dayanamayız.

Ne diyeceğini anladım diye kestirilip atılan dünya kadar yarıda kalmış talep ve istek vardır.

Büyük bir çoğunluğu da, anladım diyenin yanlış anladığı ve yanlış değerlendirdiği hususlardır.

Bizleri gerçek anlamda aslında pek az kimse dinledi sevgili okurlar. Bazı insanları ise dinleyen hiç olmadı!

Anlayıp, dinlemeden ilk olmaz cevabını yapıştıranlar analarımız ve babalarımızdı. Neden olmaz dediklerini izaha bile çalışmadılar. Bizim neslimizde babasıyla karşılıklı oturup konuşan neredeyse hiç kimse yoktu. Olan varsa da efsane gibi anlatılırdı..

Hz. Pir, “Bir dertlinin dert ve elemini dinlemek ona verilecek en büyük zekâttır.”diyor. Dertli birine gösterilebilecek en büyük anlayış, onu sonuna kadar dinlemektir. Zira kimse durup dururken derdini anlatmaya sizin yanınıza gelmez. Ya derdini sizin çözeceğinize inanmıştır, ya da beni en azından dinler, bana bir yol gösterir diye düşünmüştür.

> Yeni Meram >Yazarlar > Gelin dinleyin şu insanları!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.