YAZARLAR

Futbolumuzdaki Mali Kriz, Konyaspor ve Aykut Kocaman-Ali Can-Yeni Meram Gazetesi

Demek ki tek sorun para değilmiş! Demek ki bizim futbolu iyi yönetememek gibi bir problemimiz hakikaten varmış!
Malumunuz Süper Lig Kulüpler Birliği organizasyonuyla, 2. Futbol Zirvesi gerçekleştirildi İstanbul’da. Buradaki konuşmacılar arasında öyle bir isim vardı ve öyle çarpıcı bir konuşma yaptı ki, adeta futbolun tüm aktörlerinin bulunduğu koca salonda, “Siz futbolu yönetmeyi bilmiyorsunuz” demeye getirdi. Hem de öyle lafla felan değil, rakamlarla koydu bunu ortaya. Son yıllardaki belalımız UEFA Finansal Fair Play Komitesinin direktörü Andrea Traverso’nun konuşmasından can alıcı bir kaç maddeyi aktarayım size;
-UEFA’nın futbolcu maaşları için belirlediği, bütçeden ayrılması gereken maksimum bedel yüzde 70. Bizde ise bu rakam transferler de işin içine katılırsa yüzde 89.
Avrupa kulüpleri 2011’de 1.6 milyar dolar olan borçlarını 2015’te 323 milyon euro’ya düşürdü. Bizde bu rakamlar 2011’de 41 milyondu, 2015’te ise 204 milyon euro oldu.
Avrupa’daki 700 kulübün zararının yüzde 63’ünü Türk kulüplerinin borçları oluşturuyor (Üstelik bizde futbolculara ödenen paralar vergiden muaf tutuluyor).
Kulüplerimizin varlıklarının tamamını satsak bile mevcut borçların yarısını dahi karşılayamıyoruz.
Traverso’nun 19 sayfalık dosyasından altyapı ve gençlerle ilgili bir kaç detayı da aktaralım;
Beğenmediğimiz Belçika bile altyapıya bizden fazla para harcıyor. Belçikada kulüpler alyapıya 2.5 milyon euro ayırırken, biz de ise bu rakam 2 milyon 74 bin euro.
Traverso’nun dosyasındaki rakamları aklımızın bir köşesine bırakıp başka bir kaç veriye daha hep beraber göz atalım.
Bakalım maddi açıdan nerden nereye gelmişiz, bunun karşılığında neler almışız?
1996’da Süper Lig için devreye alınan havuz sisteminde kulüplerin tamamı için ödenen rakam yıllık ortalama 45 milyon dolar civarıydı. Bu rakam 2008’deki ihaleyle yıllık 140 milyon dolara, 2010’daki ihaleyle 321 milyon dolara, önümüzdeki yıldan itibaren geçerli olacak son ihaleyle ise yıllık 500 milyon dolara kadar çıktı.
Evet, son yirmi yılda kulüplerin yayın gelirleri on kattan fazla arttı. Halen yayın geliri anlamında Avrupa’nın altıncı ligiyiz. Peki nereye gitmiş bu paralar?
2015-2016 sezonu rakamları esas alınarak, UEFA’nın sitesinde açıkladığı bir kaç değerlendirmeyle anlatmaya çalışalım. Futbolcuları en pahalı ligler arasında 945 milyon euro ile 6. sıradayız. Rusya’yı bile geride bırakmışız. En çok hoca değiştiren ligler arasında ise yüzde 94 ortalamayla birinciyiz. İkinci Romanya, üçüncü Moldova, dördüncü ise Arnavutluk. Bu rakamları değerlendirirken şu bilgiyi de göz önünde tutmak lazım;
*UEFA Finansal Fair Play kriterlerinden dolayı Avrupa iddiası olan kulüpler frene harcamalarda frene basmak zorunda kaldı.
*TFF, kulüp lisans kriterleri doğrultusunda, kulüplerde futbolcu lisanslarını çıkarırken teknik direktör ve futbolculara borçları olmaması koşulunu arıyor.
Bu iki zorlama olmasa kulüplerimiz mali olarak nerelerde olurdu düşünmesi bile ürkütücü.. Nitekim gerek UEFA ve gerekse TFF, Süper Lig’de yer alan bir çok kulübe mali kriterleri yerine getiremedikleri için Avrupa müsabakalarına katılamamadan transfer yapamamaya ve puan silmeye kadar bir çok cezalar verdi.
Şimdi tekrar başa dönelim. Ne demiştik, demek ki tek sorun para değilmiş.
Özellikle 2010 yılından sonra yayın gelirleri Süper Lig kulüplerini oldukça rahatlattı. Peki nerelere harcadık bu paraları? Yüksek bonservis bedelleri, futbolculara ödenen milyonlarca euro sezonluk paralar, çiçeklerle karşılanıp işler kötü gidince cebine tazminatı koyularak tekmeyle gönderilen yerli-yabancı hocalar vb.. En küçük Anadolu takımları bile dünya yıldızlarını getirir oldu.
Peki ligin baba takımları dahil, Avrupa’da başarımız var mı, yok. Altyapıya sağlam yatırımlar yaptık da birbirinden kıymetli cevherler mi çıkarmaya başladık, yok. İki-üç istisna hariç, para kıyıp tesisler mi yaptık, yok. Tamam, hepsi dünya standartlarında yirmiye yakın stada kavuştuk. Ama hepsi devlet eliyle. Yarın armut piş ağzıma düş.
Rakamları alt alta koyunca içimiz kararıyor değil mi? Aynen öyle, har vurup harman savurmuşuz. Üstelik bunca gelir artışına rağmen yine yetmemiş ve dağ gibi borçları da kulüplerin kapısının önüne yığmışız.
Eğer son anda bir değişiklik olmazsa, UEFA’dan sonra Futbol Federasyonu da önümüzdeki yıldan itibaren finansal fair play uygulamaya başlayacak. Kulüplere gelir gider sapmasında maksimum yüzde 10 sapma şartı koyacak.
Bu bilgi ışığında, dönelim Konyaspor’a ve merceği Yeşil-Beyazlı ekibe tutalım. Başkan Ahmet Şan’ın dediğine göre, Konyaspor Ziraat Türkiye Kupası’nı kazanırsa borçlarını sıfırlayacak. Demek ki kabaca 3-4 milyon dolar bir açık var.
Borçların kapatılmasında geçen yılki beklenilmedik başarının da katkısı büyük. Ama her ne olursa olsun, Ahmet Şan’ın yıllar evvel “Borçsuz kulüp olmak istiyoruz” iddiasını ortaya koyması ve bu yolda sona yaklaşması takdire şayan. Özellikle transfer dönemlerinde yoğun eleştirilere muhatap olmak pahasına bunu yaptı.
Burada tek eleştirim şu; futbolu yönetmek öyle bir şey ki, musluğu ne tamamen kapatınca ne de tamamen açınca işler yürümüyor. Önemli olan musluğu nerede ne kadar açacağını, nerede kapatacağını iyi ayarlayabilmek. Yani dengeyi iyi kurabilmek. Örnek, devre arası transfer dönemi..
Ve Aykut Kocaman.. Az oyuncu transfer ederek ve kulübe tarihi başarılar yaşatarak hem giderlerin azalmasına hem de yayın gelirlerinden alınan payın artmasına büyük katkı sağladı. Hatta hep dışarıdan alarak değil içerdeki futbolcu geliştirerek başarıyı yakalamaya çalışarak, futbolumuzda benzerine az rastlanır bir model ortaya koydu.
Aldırdığı yabancıların bir çoğu da bugün az veya çok transfer piyasasında konuşulan isimler. Kaşarlanmışları değil, burada gösterecekleri gelişimle hem kendilerine hem kulübe değer kazandıracak oyuncuları tercih etmeye çalıştı.
Anadolu Selçukspor’dan kadroya alınan Volkan, Halil İbrahim gibi oyunculara sürekli forma şansı vererek B takım-A takım ilişkisini kuvvetli tuttu.
Her ne kadar bu yıl geçen senenin bir-iki tık altında olsak da, sezon başında ortaya koyduğu ilk 6 hedefini tutturma ihtimali yüksek.
Takım oyununu oturtma, eksikleri yavaş yavaş kapatma, takım ruhunu her şeyden üstün tutma gibi bir çok şeyi başardı. Konyaspor’da devam etse, ektiği fidanlar tam boy vermeye ve meyve almaya başlayacaktı. Doğruları üst üste koyarak, Anadolu’dan bir ekol çıkarma şansı varken malesef o da büyük takım büyüsüne kapıldı, tıpkı bütün diğer yerli teknik adamlar gibi. Her ne kadar kendisi “Henüz karar vermedim” dese de, futbol piyasasında konuşulanlar, çoktan Fenerbahçe’ye gitmeye karar verdiği şeklinde. Her sene biraz daha üzerine ekleyerek, çok değil bir kaç yıl sonra sürekli zirveye, kupalara oynayan bir takım kurgusu oluşturabilir, sağlanan bu başarının altına da kalın bir imza atabilirdi.
Türk futbolunun yeni söylemlere, yönetimde, teknik kadroda sürekli değişime değil istikrara ihtiyacı var. 2014’de yayınlanan bir çalışmadan hemen bir iki örnek vereyim;
Almanya Milli Takımında 1908-2014 arası teknik direktör değişimi sadece 10 kez yapılmış, Türkiye’de ise 1923-2014 arası bu sayı 52.. Almanya’da ligde teknik adamların ortalama görev süresi 23 ay, Türkiye’de ise 7 ay..
Aykut Kocaman ve Konyaspor’dan beklentimiz, uzun yıllar birlikte çalışarak Türkiye’deki bu alışkanlığın kırılmasının öncüleri arasında yer almalarıydı. Abdullah Avcı-Başakşehir örneğinin ikincisi Konyaspor’da oluşturulabilirdi.
Aykut Kocaman üstüne koymaya devam ederek, Konyaspor’da sürekli zirveye hatta şampiyonluklara oynayan bir takımın mimarı olabilirdi. Üstelik tüm bunların, tekrar söylüyorum, çok transfer yaparak, isim yapmış oyuncuları getirerek değil gelişmeye açık futbolculara emek ve şans vererek de sağlanabileceğini ispatlayabilirdi. Ara sıra gereksiz çıkışları olmasına rağmen, genel anlamda bu konuda kendisine destek veren bir yönetimle çalışması onun de bir şanstı.
Her sene futbolculara ödedikleri yüksek meblağlar yüzünden borç içerisinde yüzen ülkemiz kulüplerine yeni bir rol model olma şansı da varken…

> Yeni Meram >Yazarlar > Futbolumuzdaki Mali Kriz, Konyaspor ve Aykut Kocaman
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.