YAZARLAR

Konya ve çevresi, çeşitli uygarlıkların merkezi olmakla birlikte, İslamiyet’in de temel direklerindedir. Nice evliyalar, veliler ve din bilginleri bu sarı-sıcak ovanın topraklarına yetişmiş, boy vermişlerdir. Bunlardan biri de1488 yılında Karaman doğumlu Fakihzade Lütfullah Efendi’dir.

Fakîhzade Lütfullah Efendi, büyük velî Emir Sultan hazretlerinin üçüncü halîfesidir. Babası Fakîh Abdullah Efendidir.

Lütfullah Efendi ölümüne yakı süreçte yaptığı konuşma tam kıssadan hissedir;

“İslâm dîninin bildirdiği emirlere ve yasaklara veya denir. Ahkâm-ı şer’ıyye sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, haram, mekruh, müfsid… Farz odur ki, onu Allahü azîm-üş-şân buyurmuş ola. Ve buyurduğu şüphesiz delîl ile, belli olmuş ola. Yâni âyet-i kerimeden açıkça anlaşılmış ola. İnanmayan, önem vermeyen kâfir ola. Îman, Kur’an, abdest almak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek gibi…
Farz dahi üç nev’dir: Farz-ı dâim, farz-ı muvakkat, farz-ı alel-kifâye, Farz-ı dâim yi sonuna kadar ezberleyip ve mânasını bilip ve inanıp, dâimî îtikat etmeye derler. Farz-ı muvakkat, amelin vakti geldikte, işlediğimiz farz olan amellere derler. Beş vakit namaz kılmak ve Ramazan-ı şerif ayında oruç tutmak ve sanatına ve ticâretine lâzım olan din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi. Farz-ı alel-kifaye, onu, elli kişiden veya yüz kişiden biri işlese, sâirlerden sâkıt olur. Verilen selâmın cevabını söylemek gibi. Ve cenâze namazı kılmak gibi…
Vâcib odur ki, onu Allahü azîm-üş-şân buyurmuş ola. Buyurduğu, şüpheli delîl ile belli olmuş ola. Vâcib olduğuna inanmayan, kâfir olmaz. Lâkin, işlemeyen, Cehennem azâbına lâyık olur. Meselâ, vitir namazında, kunût duâsını okumak ve secde âyeti okununca, yapmak gibi…

Sünnet dahi onu Resûlullah hazretleri, bir kere veya iki kere terk etmiş ola. Terk edene, azâb olmaz. Lâkin, özürsüz ve devamlı terk eden, itâba ve sevabından mahrum olmaya lâyık olur. Meselâ, misvâk isti’mâl etmek, ezan ve ikâmet gibi. Sünnet dahî üç nev’dir: Sünnet-i müekkede, sünnet-i gayri müekkede, sünnet-i alel-kifâye.
Sünnet-i müekkede olanlar, sabah namazının sünneti ve öğle namazının evvel ve son sünnetleri ve akşam namazının sünneti ve yatsı namazının son sünneti gibi…
Sünnet-i gayri müekkede olanlar, ikindinin sünneti ve yatsı namazının evvel sünneti. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz tam terk olunursa, itâba ve şefaatten mahrum olmaya sebep olur.”

***

İslâm sözcüğünün kökeni Arapçadır ve anlamı da şöyledir;

“Nefsini teslîm etmek, boyun eğmek, selâmete ulaşmaktır.”

İslam, bir bakıma “barış” anlamına da gelmektedir. İmâm-ı Azam Ebû Hanife’nin ize sözcüğe ilişkin yorumu;

“Allahü teâlânın emirlerine teslim olmak ve boyun eğmektir

Hz. Muhammed, İslâm sözcüğünün İslâmiyet’te beş temel direğin ismi olduğuna vurgu yapmıştır. İslâmi’yet, sulh ve sükûn içinde Allahü teâlâya tam bir teslîmiyeti emreder. İmân eden, Allahü teâlânın emirlerine teslîm olur, o emirleri seve seve yapar. Böylece de, Müslüman olur.

Îman, ise korkusuz olmak, İslâm ise, teslîm olmak ve kurtulmak demektir. İslâmiyet’te, îmân ve İslâm birdir. Hz. Muhammed’in Allahü teâlâdan vahiy olunarak getirdiği haberlerin tümüne kalb ile inanmaya Îmân ve İslâm denilmektedir..

DAM LA:

HAFTANIN AYETLERİ
■ Musa: ‘Rabbim!’ dedi, ‘Yüreğime genişlik ver.’
■ İşimi bana kolaylaştır.
■ Dilimden bağı çöz.
■ Ki sözümü anlasınlar. Herkesin Allah’ın yardımına ihtiyacı vardır.

> Yeni Meram >Yazarlar > FAKÎHZADE LÜTFULLAH EFENDİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.