YAZARLAR

Eylül ayı yılın dokuzuncu ayı. Koca bir yılın bitişine üç ay kadar bir zaman kaldığını açıklayan, ilan eden bir ay.

Günümüz iklim şartlarında ne çok soğuk, ne çok sıcak geçen, bir geçiş ayı. Mevsim normalleri üzerine çıktığında yaz ayının uzadığının göstergesi olarak bile sayılan bir ay.

Çocukluk yıllarım Bursa ve Kayseri’de geçti.

İlkokula Bursa-Altıparmak İlkokulunda başladığımda 1957 Eylül’üydü. Okul’un bütün pencerelerini tek tek saydığımı hatırlıyorum.

Sene ortasında tayini Konya’ya çıkan Sebahat öğretmenimin sınıfta ağladığını ve onunla birlikte bütün sınıf ağladığımızı hiç unutmadım.

1959 yılında, Bursa’dan Eskişehir’e kadar otobüsle, Eskişehir’den sonra Marşandizle Kayseri’ye geldik, bir Eylül ayında. Rahmetli Babam Komiser Yardımcısı olmuş ve tayini Kayseri’ye çıkmıştı.

Kayseri Aydınlıkevler’de İlkokul 3.sınıfa başladım, yine bir Eylül ayında. Sonra Yeşilhisar, ve ardından Kayseri Yeni Mahalle Alpaslan İlkokulu.

Alpaslan İlkokulunda 4. ve 5. Sınıfı okuyarak oradan mezun oldum.

Kayseri’de 1959-1965 yılları arasında kalmıştık.

Kayseri-Yeşilhisar, Kayseri-Merkez ve Ortaokul yıllarımı geçirdiğim Kayseri-Bünyan toplamda altı yılımın geçtiği ve bir çok hatıralarımın olduğu şehir ve ona bağlı İlçeler oldular.

Kayseri-Bünyan’a 1962 yılında Emniyet Komiseri olarak tayin olan babam, Bünyan’da bir ev tutmuş, 31 Ağustos günü Kayseri’den gelerek, evimize yerleşmiştik. Üst üste olan eşyaları daha açmaya bile vakit bulamamıştık.

Hava dehşet soğuktu. Annem hemen battaniyeleri buldu. Ben, benden iki yaş küçük erkek kardeşim ve benden beş yaş küçük olan kız kardeşim başladık titremeye.Her birimiz battaniyelere sarındık, oturduk.

Sabah 1 Eylül’dü. Ve her taraf bembeyaz kar.

Anadolu’da Eylül ayı arada bir böylesine soğuk şakalar ve espriler yapmayı ihmal etmezdi. Sanırım o yılın şakası ‘da 1 Eylül günü yağan kar olmuştu.

Okulların açıldığı, kış hazırlıklarının yapıldığı yılın en zor aylarından biridir Eylül.

Masraf ayıdır. Masraflı ve sıkıntılı bir aydır.

Babalarımızdan masraf ve harcamalar yönüyle bizlere miras kalan bir aydır.

Eylül, aynı zamanda öğrencilik dönemlerimizin adeta kabusu olan bir aydı.

Sınıfını geçemeyen öğrenciler için, Eylül ayında Bütünleme İmtihanları yapılırdı.

Onlu not sistemine göre, bu imtihanlardan beş almak zorundaydınız. Bütün yıl beş yüzü göremediğiniz, hiç beş alamadığınız, üçten yukarı çıkamadığınız bir dersten beş almak bayağı bir meseleydi.

Ancak işin en can alıcı olan yönü, istikbalinize yön vermek istiyorsanız, mutlaka o beş’i almak zorunda olduğunuzdu.

Alamazsanız, bulunduğunuz sınıfta bir daha okurdunuz.

Eğer ikinci yılınız ise, daha da kötü bir durumla karşılaşırdınız.

Belge alırdınız.

Yani okullarda okuma hakkınız sona ererdi.

Ondan sonra dışarıdan bitirmelere girme diye formüller hayata geçer, belge alan öğrenciler, bir daha yüzlerini okuldan yana çevirmezlerdi.

Belge alanın okulla ilgisi-alakası kalmazdı.

Belge alanların yaşı askerliğe yakınsa , bir an önce askere giderler, daha küçük yaşta olanlar ise, bir sanata girerler yada babalarının yanında çalışarak, hayata atılırlardı.

Belge aldık, bir daha okuyamadık diyen insanlar o yıllarda pek çoktu.

Okumak isteyene bir şansa daha verilmiyordu.

Eylül ayı, özellikle öğrenciler için hüzünlü bir aydı.

Bu hüzünlü ayı dolu dolu yaşayanlardan biriyim.

Rahmetli babamın görevi icabı çıkan tayinleri, benim gibi Matematik ve Geometri derslerinden istisnasız her sene bütünlemeye kalan bir öğrenci için, aynı sınıfı bir daha tekrar etmek demekti.

Okuduğum okuldu yarısını ancak geçebildiğimiz zayıf olan dersin, yeni geldiğim okulda tamamının bitirildiğini duymak nasıl bir duygudur bilemezsiniz.

Zaten durumunuz iyi değil, birde zayıf olduğunuz kitabın tamamından sorumlusunuz.

Tek bir dersten üst üste üç sene sınıf tekrarı yapmış bir öğrenciyim.

Arada çıkan tek ders imtihanlarında da, yüzümün gülmediğini söyleyebilirim.

Rahmetli babam İzmir- Ödemiş Emniyet Amirliğine atanmıştı. Ve ben yine Geometri’den kalmış ve Eylül ayında İzmir Namık Kemal Lisesi’ne gelmiştim.

Orta-Doğu Mezunu bir Ağabey’den ders aldım. Ve sonunda o Eylül ayında Bütünleme İmtihanından nihayet beş alarak, Lise son sınıfa geçtim.

Eylül aylarının stresi, sıkıntısı 1970 yılına kadar hiç bitmedi.

Hele o öğretmenler kurulu kararlarıyla bir üst sınıfa geçememeler, öğrencilik yıllarımda beni derinden etkiledi.

1983 yılında Nevşehir-Gülşehir Lisesi Müdürü olduğumda, görevime yarıyıl tatilinde başlamıştım. Öğrencilerle ilk tanışmamızda yaptığım konuşmada söylediğim ilk cümlelerden biri, “ Zayıfsız karne çiçeksiz bahçeye benzer” cümlesiydi.

Çünkü o tarihlerde kendisine Lise Müdürlüğü nasip olan ben, bütün ortaokul ve Lise dönemimde zayıfsız bir karne ile ana ve babamın karşısına hiç çıkamamıştım.

Matematik ve Geometriden çektiğim kadar hiçbir dersten çekmedim.

Bütün öğrencilik hayatım boyunca, ne kadar gayret etsem de, Eylül ayı ayaklarımın eve doğru hep geri geri gittiği ay oldu.

Eylül ayı bir döneme damgasını vuran, kırılma noktası olarak kabul edilen 12 Eylül’e, Amerika’daki ikiz kulelere yapılan 11 Eylül saldırısı gibi önemli olaylara da sahne olmuş bir ay.

Nasıl 11 Eylül’den sonra dünya bir daha bildiğimiz ve tanıdığımız bir dünya olmaktan çıktıysa, 12 Eylül 1980 sonrası Türkiye’si içinde benzeri şeyleri söylemek mümkün.

İşte onun içindir ki, Eylül ayı bizim neslin hüzünlü ve hiç unutamadığı aylardan biridir.

> Yeni Meram >Yazarlar > Eylül!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.