YAZARLAR

Kimseyi kırmadan, üzmeden, incitmeden bir ömür geçirmek mümkün mü? Sanıyorum imkansız. Herkesten aynı anlayışı göremiyorsunuz.

Ancak kızdığımızda kimbilir kaç kalp kırdık diye kendimize sorabiliyor muyuz?

Günümüz şartlarında insanlar burnundan soluyor, araya harç koymadan yani küfürlü bir kelam ilave etmeden konuşan bulmak bile çok nadir.

Neredeyse küfretmeyenleri, küfretmeyi sevmeyenleri, ” Hanım evladı” deyip aşağılayacağız.

Sarf ettiğimiz sözün nereye gittiğini?

Kimi yaraladığını?

Kimi vurduğunu bilen var mı?

Lafı adam öldürür diye anlatılan densizlere…

Haddini-hududunu bilmezlere…

Patavatsızlara…

Kem sözlülere…

Küfürbazlıkta nam salmışlara…

Oldum olası merakımız ve hayranlığımız pek fazla!..

Hiç kimse, dinlemeyin şu terbiyesizi, edepsizi demez!

Diyeni de zaten kimse dinlemez!…

Eşiktekini-beşiktekini bırakmadan küfreden, küfürbaz adamların hikayelerini anlatmaya da bayılırız!…

Söz denen taş ister küçük olsun, ister büyük, mutlaka yaralamadan geçmez adamı.

Söz denen ok, deler geçer insanın ciğerini de, can evinden vurur, bir daha onmayacak bir şekilde.

Söz öylesine ağırdır ki, yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürür diye boşuna söylenmemiştir.

Yazıklar olsun o insanlara ki, üç kuruşluk menfaatler için, söylenmedik laf, kırmadık kalp bırakmazlar.

O çiğ sözlerden, o insanlıktan nasipsiz kelimelerden, o ağızdan çıkmaması gereken uğursuz cümlelerden kendilerini kurtaramamışlar, karşılarındaki insanı tek bir sözle vurup öldürmüşlerdir.

Lafı işitip de, beyninden vurulmuşa dönen insanın bir köşeye yığılıp kalmasına ve son nefesini vermesine sebep olanlar, ben böyle olmasını istemedim, aslında öyle demeyecektim, oldu bir kere, çok pişmanım tarzındaki pişmanlık ifadeleri, lafı ile insan öldürenleri kurtaramamıştır.

İnsan bedeni aslında dayanıklılık yönüyle tahminlerin çok üzerinde dirençlidir.

Sabahtan akşama taş taşısa bana mısın demez.

Çok çok yorulur, iyi bir uyku çektikten sonra ertesi gün taş taşımaya hazır hisseder kendini.

Bedenlerimiz ne yükler taşımıştır, taşıdığımız yükleri bir biz biliriz, bir de Allah…

Bu kadar çok yük taşıyan ve gıkı çıkmayan, şikayeti olmayan bir bedenin tek bir zayıf noktası vardır.

O zayıf noktaya gönül denmiştir.

Gönül’de beden gibi çok dayanıklıdır aslında. Vara yoğa eyvallahı yoktur. Asilik seviyesinde dik başlıdır, direnci kolay kolay kırılmaz.

Gönlün en zayıf noktası da söze gelir dayanır.

Gönül umduğuna küser denmiştir.

Gelin gönlü kırmayın, yaralamayın denmiştir.

O en sert rüzgarlara karşı durabilen, en büyük acılara sabredebilen, yüzlerce, binlerce sevgiyi içinde barındırabilen gönül, bir tek söz karşısında darmadağın oluverir.

Gönül her lafı kaldırmaz denmesi de onun içindir.

Yunus Emre; ” Bir kez gönül kırdın ise / Bu kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil” derken, gönül kırmamayı öğütler.

Yine o derviş Yunus “Ben gelmedim davi için / Benim işim sevi için / Gönüller dost evi için / Gönüller yapmaya geldim” diye konuşur, gittiği her yerde.

Ancak insanlarımız sanki Yunus’u hiç duymamışlarcasına, gönüller yapmaya değil, gönüller yıkmaya gelmişlerdir adeta.

Ocaklar söndüren, aileleri birbirine girdiren, iki arkadaşı kanlı-bıçaklı hale getiren, mutlulukları sonlandıran, devletleri-milletleri harp ettiren, anaların gözyaşlarını dindirmeyen hep o bir çift sözdür.

İnsanların üzüntülerinden, gözyaşlarından, ıstıraplarından, ölümlerinden, perişan olmalarından sağa-sola savrulmalarından beslenen anlayışlara da yazıklar olsun!..

Huzurun huzursuz ettiği insanların iş başında olduğu, sözünün geçtiği her devir gönüllerin incindiği, tamiri imkansız zamanların yaşandığı devirlerdir.

Tarihin hiç bir devrinde gönüllerin imarı kanla, ateşle ve barutla olmamıştır. İnsanlara huzur içinde, barış içinde bir ömür sürme haram edilmiştir.

Bir çok aile, bir çok sülale, bir çok akraba dediğim dedikçi tavırlarla gönül kırmayı, gönülleri yapmaya tercih etmişlerdir.

Adına töre denen, gelenek denen, biz atamızdan böyle gördük denen, konu-komşu ne der, elalem ne der denen ve motomot uygulanan acımasız kurallarla insan gönüllerini perişan etmişler, bu kurallara uymayanlara ölüm dahil her zorbalığı uygulamışlardır.

Yanlış yaptığını bilmeyen insan olur mu?

Gönül kırma üzerine kurulu aile yapısı, töre, gelenek, adet ve anane olur mu?

Binlerce, milyonlarca kere olmaz elbette denilse de, herkes bildiğini okumaya devam ediyor. Allah’ın verdiği canı, bir kem sözle, bir acı sözle, bir çiğ sözle alıveriyor.

Hz. Pir bu konuda şöyle diyor; Ey can ; kimseyi kırma. Sözden ağırı yoktur. Beden çok yükü kaldırır amma, gönül her sözü kaldırmaz.

Gönül her sözü kaldırmaz amma, söz söyleyen kendini bilmezlerin bunlardan ne zaman haberi olacak?

> Yeni Meram >Yazarlar > ‘Ey can; kimseyi kırma, gönül her sözü kaldırmaz!..’
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.