YAZARLAR

25 yıl öğretmenlikte yapmış bir hukukçu olarak, Türk Eğitim sistemindeki sıkıntıları yakından biliyorum. Kaç tane Milli Eğitim Bakanı geldi ise maalesef kalıcı bir sistem kuramadılar. Bunda, ideolojik yaklaşımlarında payı büyük olmakla, sanki gizli bir el Türk eğitimini yıllar yılı karıştırmış, iyiye değil kötüye gitmesi için çaba sarf etmiştir. Cumhuriyet dönemi eğitim uygulamaları bu iddiamızın kanıtları ile doludur.
Ak Parti iktidarları, eğitimde fiziki yeterliliği hemen hemen sağlamış durumda. Bu gün, yeni üniversiteler açma, orta öğretimde yeni derslikler, teknoloji, öğretmen atamaları, yüksek öğretimde yurt- kredi, burs v.s gibi fiziki şartlarda Batı ülkelerinin bir çoğundan ileri düzeydeyiz. Ne var ki, eğitim planlamasında, kalitede aynı şeyleri söyleyemiyoruz. Öğrencilerimize az çok öğretim versek de eğitemiyor, meslek olarak da aldığı öğretimin gereği gibi donanımını veremiyoruz. Bu hususu da yöneticiler gizlemiyorlar, eğitimde eksiğimiz bu diyorlar.
Duydum, inceledim öğrendim. Çok acı ama bu gün ilköğretim 8 sınıfa gelmiş çocukların az sayılmayacak bir bölümü tam okuma – yazma bilmiyor. Hayret ettim… Sebep mi..? Çünkü ilköğretimde yani 4+4 kısımlarında sınıfta kalmak yok. Biz ciddi elemeyi üniversite kapısında yapıyoruz. 4+4’te Sınıfa devam eden her öğrenci sınıfını geçiyor. Bazı derslerden belirli puanı tutturan öğrenci zayıf dersler kaç ve ne kadar olursa olsun sınıf geçiliyor. 1970’te orta son sınıfta Beden Eğitimi dersinden bütünlemeye kaldığımı hatırlayınca, inanın çok üzüldüm. Belki kabiliyet isteyen Beden Eğitimi dersinden bütünlemeye bırakmak yanlıştı, ama bugünkü sistem hiç doğru değil.
Aynı şekilde, lise öğretiminde de ciddi bir eleme sistemi yok. O halde, anaokuluna başlayan her çocuk, bu sistemde yani 4+4+4’te üniversite kapısında.
Liselerde anlaşılmaz bir kargaşa içinde, artık hemen hemen her lise Anadolu lisesi olmuş. Neden…? Gaye dil öğretimi ise …Yok…? Al oğlum-kızım şu İngilizce metni oku- çevir deseniz… O çocuklarında çoğu o metni okuyamıyor bile. O halde bu kadar Anadolu lisesi niye…?
Meslek okullarının durumda farksız… Endüstri Meslek ve Teknik liseler, teknolojiyi takip edemeyen, sanayinin gerisinde. Diğer meslek liselerimizde genelde mesleğin gereklerini veremeyen halde. Elbette istisnaları olabilir. Bende 1973 Endüstri Meslek Lisesi Mezunuyum. Bir fabrikada çalışmaya başladığımda, çekirdekten yetişme bir kalfanın torna tezgahını top gibi oynadığını görünce ezileceğimi anlayıp, işten ayrılıp devlet memuru oldum. Zira 3 yıllık eğitimimde 10 kez torna tezgahında ya çalıştım ya çalışmamıştım. Meslek liselerinin hali aşağı yukarı 45 yıldır böyle… O halde bu sistemde Meslek lisesini bitiren her gençte, üniversite kapısına geliyor.
Üniversitelerimizin durumu ise 10-15 üniversitemiz dışında, hangisinin, hangi bölümünü ele alırsanız alın, bölümün niteliklerine uygun olmayan, amacına eriştirmeyen şekilde öğretim veriyorlar. Kalite yok… Mezunların birçoğu aldığı eğitimin gereği olan meslekte çalışamıyor. Hatta iş bulamıyor. Üniversite bitirmiş gençler, inşaatta amele, kafede, lokantada garson oluyor. Pazarcılık yapıyor, simit satıyor v.s.
Elbette bilenle-bilmeyen eşit değildir. Ancak bu işleri yapacak olan gençlerimize ön lisans veya lisans eğitimi verilmesi de gerekli mi? Günümüz bilişim çağında, bir takım eğitici programlar sayesinde, toplumun eğitim düzeyini yükselten kültürel eğitim verilemez mi..? Elbette verilebilir.
O halde bir çoğu kalitesiz 200′ e civarında üniversite açmamıza ne gerek vardı? Nitelikli 10-15 üniversite dışında, sadece isimleri var, öğrenim anlamında liselerden farksız üniversiteler. İşletme-iktisat, Fen Edebiyat, bir de Mühendislik… Al sana üniversite mantığı ile bu üniversiteler neden açılıyor ? Gençlerimizi öğütmek için mi?
Fazla uzatmadan söyleyelim. Bu eğitim sistemi, boşa dönen çark. Gençlerimizi öğüten değirmen. Değil mi?
Diğer yandan, ülkemizdeki iş kollarına baktığımızda özelliklede sanayii de, iş yerleri devamlı elaman yokluğundan, hele hele nitelikli eleman yokluğundan yakınmaktadır. Suriyeli veya diğer ülkelerden gelmiş olan mülteciler olmasa, bazı, iş kollarında iş yerleri, elemansızlıktan kapanma noktasına gelmiş durumda. O halde bu eğitim sistemi iyi yürümüyor. Peki çare ne? Çare elemeci eğitim sistemi. Bir kere, maliyetten hiç kaçınmadan, sistem elemeci ve disiplinli olmalı. Öğrenci merkezden öğretmen merkezli sisteme geçilmelidir. Eğitimde öğretmen ön plana çıkarılmalı. Disiplinde payı olmayan, not vermede eli kolu bağlanan, güya eğittiği öğrenciyi disipline edemeyen, bu konuda sürekli, maalesef idare veli ve medya baskısı altında olan öğretmenlerin olduğu bir eğitim sisteminde eğitimin kalitesinden söz edemeyiz. Şu anda öğretmenler, hele hele bayan öğretmenler sınıflarda ders veremez, disiplin sağlayamaz durumda. Elbette şiddete karşıyız. Ancak tedip ( uslandırıcı) manada öğretmen hiç mi, öğrencisine müdahale edemeyecek? Önerdiğimiz eğitim sistemini şu şekilde özetleyebiliriz.
1- Yine eğitim sistemimiz 4+4+4 olmalı.
2- İlk 4 sınıfın sonunda, içeriği tamamen dört sınıfın müfredatını kapsayan ders içi konulardan olan, test olmayan, kabiliyetleri de ölçebilen bir sınavla, öğrenciler ölçülmeli. Aynı Üniversite sınavlarındaki taban puan gibi bir taban puanın üstünde puan alanlar, ikinci dört kademe, yani orta okula devam hakkını elde edebilmeli. Altında olanlar ise aileleri de bilinçlendirerek, onlar eğitimi okullarda verilmeyen yada verilebilen berberlik, terzilik, tamircilik, kaportacılık tenekecilik, rençperlik gibi çeşitli işkollarının alt yapılarına yönlendirilmelidir. Diğer yandan bu öğrencilerin hepsi dört yıl çıraklık meslek okullarında bunlara lazım olan şekilde kültür dersleri de verilerek, bunların statüsüne göre ikinci “4” yıllık eğitim diploması verilmeli. Bunlardan isteyenlere, üçüncü “4” yıl için, meslek liselerine devam hakkı verilmelidir. Bu öğrencilere üçüncü dört yani lise öğretimi mecbur edilmemelidir.
3-İlk sınavdan sonra taban puanın üstünde puan alanlar ikinci “4” yıl için ilköğretim ikinci kademeyi yani orta okulu okunmalı. 8. sınıfın sonunda yine dört yıllık müfredatı kapsayan test olmayan bir sınav yapılmalı. Bu sınavda konacak olan taban puanın üstünde puan alamayanlar mutlaka meslek liselerine yönlendirilmeli. Bu öğrencilerin yerleşmesi adrese göre olmalı. Bu öğrenciler, lise eğitimi için normal veya Anadolu liselerine gidememelidir. Meslek lisesine giden öğrenciler ancak meslekleri ile ilgili kollarda üniversite okumalıdır. Yıllarca teknik eğitim, yada muhasebe eğitimi alan bir öğrenci tıp, hukuk v.s gidememeli. Yapılacak üniversite sınavında, meslekleri ile ilgili üniversite kollarında bu öğrencilere pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Mesela ek puan verilebilir.
4- Diğer yandan, Fen, sosyal bilimler, yada isimli ve tercih edilen Anadolu liseleri puanlama ile öğrenci almalı. Düz yada isimsiz Anadolu liselerine gidecek diğer öğrencilerde, adres sistemine göre; adresine en yakın liseye gitmelidir. Üniversite eğitiminde mutlaka eğitim planlaması yapılmalı, ülkemizde ihtiyacına göre yüksek okul veya fakülte açılmalıdır. Plansız, bilinçsiz açılan fakültelerde, kontenjanın çok üstünde öğrenci alıp, kalitesiz bir eğitimle, diploma verip piyasaya bırakılan o gençlerin geleceği ve hayalleri ile oynanmamalıdır. Bu gün 400 bin atanacak öğretmeni, asgari ücretle çalışan mühendis, avukat gençleri görmek, halkımızı çok üzmekte, ve mesleklerin itibarını düşürmektedir.
Bu teklifimi ilgililere ve özellikle de sayın Milli Eğitim Bakanımıza saygı ile sunuyorum

> Yeni Meram >Yazarlar > Eğitimde 4+4+4 nasıl olmalı…?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.