YAZARLAR

“Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatındadır”

“Ahlâkın millet oluşmasında yeri çok büyüktür, önemlidir ”

“Bir milletin ahlâk değeri, o milletin yükselmesini sağlar”

“Bir millet zenginliğiyle değil, ahlâk değeri ile ölçülür”

Okumuş olduğunuz bu alıntılar kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ e aittir. Yüce Türk ulusunu daima ahlâklı, erdemli ve faziletli görmek isteyen bir liderin sözleri bunlar.

İleri görüşlü bir deha olan Ata’m, aziz milletinin bugünkü ahlâk çöküklüğünü görse ne der, ne düşünür, ne söylerdi acaba?

“Hayırdır, bu ne şiddet, bu ne celal?” dediğinizi duyar gibiyim ya da henüz demeyenleriniz varsa da ilerleyen satırlarımda belki de üzerine alınarak, diyecek olanlarınızı duyar gibiyim!

Genel ahlâkı çökmüş bir millet olduğumuzu söylersem kızmayın bana!
Edep, hâyâ ve erdemli olmak vasıflarından hızla uzaklaştığımızı söylersem de yine kızmayın bana!

Zira bunların hiç birini durup dururken yazmışlığım, söylemişliğim olmaz benim!

Beni takip edenleriniz 19 Eylül tarihinde yayınlanan “Evlere Şenlik Yarışma” başlıklı köşe yazımı bilirler.
Sadede gelmem gerekirse;

O tarihte yazmış olduğum konuya ilişkin sizlerden o kadar olumlu ve destek veren mesajlar aldım ki; o gün bu gündür “şu programdaki rezaleti de yazın!” diyenlerinizin sayısı arttıkça arttı…
Ve nihayetinde yine sizden biri olan( Konya) ve saygı duyduğum yılların basın danışmanı olan üstadın da “Selin hanımcığım bu programı izlemeli ve yazmalısınız” demesiyle, internetteki Youtube kanalından izlemeye koyuldum X programını.

Açıkçası söylenenlerin doğruluğunu bir de kendi gözlerimle görüp, kulaklarımla duymak istedim. Ne de olsa bu konuyu köşe yazıma taşımaya karar vermiştim bir kere. O halde kendimce sağlamasını yapmalıydım.

Görmez olsaydım!
İzlemez olsaydım!
Duymaz olsaydım!
Dinlemez ve
Sağlama yapmaz olsaydım!

“Rezalet” kelimesi hafif kalır tanımlamaya!

İzlerken utandım, kızdım, üzüldüm, kahroldum ve oradaki hayat hikayelerini pişkince anlatanlar adına adeta ben yerin dibine geçtim! Yanaklarım al al olurken, gözlerim fal taşı gibi açıldı programı izlerken…

Bir bölümü zor bela bitirdiğimde “tüm bunlar şaka veya kurgu olmalı” diyerek, kendimi kendi yalanıma inandırmaya çalıştım!

Çünkü ne şakaydı anlatılan hayat hikayeleri ne de kurgu! Sadece rezil, basit ve ucuz gerçeklerin öncüsüydü her bir anlatılan!

İzlerken ağzımın açık kalması da bu sebeptendi sanırım!

Tahammül sınırlarımı zorlayarak diğer bölüme geçmek istediğimde, inanın o bölümün sonunu getiremedim!

Bu yazdıklarımdan sonra bahsettiğim X programının ismini bilenleriniz olmuştur mutlaka. Gündüz kuşağı programı. Hani şu, çocuklarımızın da evde, televizyon karşısında olup rahatlıkla erişebilecekleri zaman dilimi aralığı.

Programdaki konu ve konukların temelinde yatanlar ise şunlardı;
*Kocasını aldatanlar,
*Karısını bir değil, bir kaç kez başkasına ev tutarak, sözüm ona imam nikahıyla aldatanlar,
*Çocuk veya çocuklarının kimden olduğunu bile bilmeyen ve bunun için arsızca bir kaç kişiden DNA isteyen kadınlar,
*Evli olduğu sonradan ortaya çıkan ama bu süreçte bekar rolü yaparak başka bir kadın veya kadınlarla sözde evlenen ve o gayri meşru ilişkiden de çocuğu olunca tabanı yağlayan erkekler!
* Komşusuyla ilişki yaşayan kadın ve erkekler,
*Çoluğunu çocuğunu gözü görmeyecek kadar – sözde aşkından dolayı – evden kaçan kadınlar,
*Çocuğunun/ çocuklarının kimden olduğunu bilmeyen, lakin yine de “seviyorum onu” diye direten erkekler!

Daha neler neler…
“Burası Türkiye mi?
Bu insanlar bizim insanımız mı? “diye kendime sorduğum ve hatta programı izlerken kendimi zaman zaman çimdiklediğim X programının o saatte yayında ne işi olduğunu mu sorgulamalıydım yoksa hayasızlığın bu derece çıtayı yükseltmiş olduğuna mı üzülmeliydim, bilemedim!

Program yapımcılarına teşekkür mü etmeliyim; bugünkü ülke gerçeğini ( pardon, insan kalitesinin düşüklüğünü diyecektim!) gözler önüne serdikleri için yoksa “yahu, sizler reyting yapıp, para kazanma uğrunda iken, bu programı izleyen çocuk ve gençlerimize, sanki emsal verirmişçesine bunları yayınlamayı kendinize yakıştırıyor musunuz?” diye mi sormalıyım, bilemedim!

Bilemediklerim bu kadar çok olmuşken sözü pirlerimize bırakmanın ve bu yazımı onlarla kapatmamın daha doğru olacağına kanaat getirdim;

“Edeb ya Hû!
Edeb bir tâc imiş nûr-u Hüdâdan
Giy ol tâcı emin ol her beladan” / Yunus Emre

“İlim meclislerinde aradım, kıldım talep.
İlim geride kaldı, illa edeb, illa edeb” / Hz. Mevlâna

Esen kalın.

> Yeni Meram >Yazarlar > EDEP YA HÛ…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.