YAZARLAR

Telefonum acı acı çaldı.

Ürperdim.

Mutlaka kötü haber dedim.

Telefondaki ses derelerden geliyordu. Bir temsilci seçmişler aralarından, tüm çevrecileri aratıyorlar. Hani derler ya… Ağzı laf yapan biri olsun.

Arayan Karadeniz’den…

Başladı anlatmaya:

-Yataklarımız kurudu.

Düşman girdi içimize. Ama bu bildiğiniz düşman değil. Kadın, çoluk çocuk demeden bomba yağdırıp, adını barış ittifakı koyan düşman değil. Bu daha tehlikeli. Bunun parası var. Para ile herkesi, her şeyi satın alıyor.

İş makineleri ile akarsuların yönünü değiştiriyor, tüm dereler kurudu, içimizde artık tek bir canlı yok!

Mavili, yeşilli, kırmızılı, pembeli, sarılı, morlu rengarenk çiçeklerimizi soldurdular. Kuruduk! kuruttular! yatağımıza düşman girdi! Yetişin…!

Ardından ağlamaklı bir ses haykırıyor:

-Ben efeler diyarındanım;

Hani şu Yunanı kovan, düşmanı denize döken, kaçarken İzmir’i yakıp, ardına bile bakmadan kaçan Yunan bile bana bunu yapmadı. Oydular gövdemi,

Soldurdular çiçeklerimi,

Kirlettiler mis gibi havamı,

Akan sularım sustu,

Öten kuşlarım artık cıvıldamıyor!

Nasıl ötsünler duyamıyorlar derelerin, çayların, ırmakların şırıltısını. Şık, şık, şık para sesinden başka ses yok!

O paranın sesi yüreklerindeki tüm doğa sesini yok etti.

Duymuyor katılaşmış ruhlar.

Ne vatan, ne toprak sevgisi kalmış içlerinde.

Bir zamanlar adımız dağdı.

Şimdi biz oyulmuş, içine dek oyulmuş, maden aranan kocaman kara delikler olduk.

Taşucu’ndan, o güzelim doğa harikası Taşucu’ndan bir ses… Ama incecik, cılız, korkmuş, son nefesini verecek, akciğerlerine kanser mikrobu giren hasta, bitkin bir ses:

-Güneşin batışını gördüğünüz tepelerim yok! Güneş ışınlarının vurduğu, pembeli, morlu bulutların arkasına saklandığı o tepelerim yok!

Mermer ocağı dediler oydular.

Beşyüz işçi ekmek yiyecek dediler oydular. Oysa ben o beşyüz işçinin neredeyse karın tokluğuna çalıştırılıp, büyük paraların kimlerle paylaşıldığını görüyorum.

Üzerimdeki tüm çamları kestiler. Ama ödeyecekler o güzelim ağaçların bedelini, artık en ölüyorum, çekiliyorum yeryüzünden aç gözlü insanlar doysun diye!

Yine güneyden bir ses ağlıyor ormanlar:

-Sincap, tilki, tavşan, geyik, karaca, dağ keçiler, yaban domuzları, kaplumbağalar göçe hazırlanıyorlar. İnsanoğlu kendisi göçe zorlansa kim bilir neler yapar?

Lastik yakar, polis kurşunlar, mağaza, büfe, otobüs camlarını kırar… Ama biz yapamıyoruz.

Sedir, karaçam, akçam aldılar telefonu:

-Yol açmak için son on yılın en büyük ağaç katliamı yapıldı, dediler.

Son on yılın en büyük ormanı yok edildi. Hem de Çevre Bakanlarının gözlerine baka baka…

Ama onlar “Çevrenin değil Başbakan’ın bakanları”. Onlar sadece bakarlar…

Mut, Silifke arası akciğerler gitti. Ağlıyordu telefonda tüm canlılar.

Yurdun dört bir yanı talan ediliyor.

Toprağımız, dağımız, deremiz, akarsuyumuz, tarihi eserlerimiz, göllerimiz, göçmen kuşlarımız avcılar bir taraftan, aç gözlü şirketler bir taraftan.

Şimdi bu da yetmedi.

Nükleer santraller geliyor!

Ben çaresiz, suskun bu feryatları dinledim.

Dedim ki, üzülmeyin bunca doğanın, topraklarımızın, hayvanlarımızın, tarımımızın, dağımızın, tarihimizin talanına ses çıkarmadan seyredenlere en güzel cevabı

Nükleer santraller verecek… Sabret doğa ve doğal yaşam!

> Yeni Meram >Yazarlar > DÜŞMAN GİRDİ YURTLUĞUMUZA
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.