YAZARLAR

Yemin etmek, adeta hayatımızın bir parçası gibidir. Yemin et diye ısrar edenlerin yüzünden midir, yoksa yemin etmeye olan isteğimizden midir, bilinmez yeminlerden bir türlü vazgeçemeyen insanlar olup çıktığımızı gelin kabul edelim.

Ağız alışkanlığı ile söylenen yeminler, yalan yere edilen yeminler, yemin olsun şunu yapacağım ya da yapmayacağım şeklinde edilen yeminlerle geçiyor ömrümüz.

Birde sıkça yemin edenler var. Toplum nezdinde güvenilirliğini ve itibarını kaybetmeye kadar giden yeminlerin sahipleri onlar.

Vara- yoğa yemin edenler bu kategoriye giriyorlar.

Hele bölgemizde üçten yediye, üçten dokuza şart olsun diye başlayan öyle yeminler var ki, bu yeminleri eden insanların, neden bu kadar ağır yeminlere başvurduğuna şaşar kalırsınız!…

Yemin eden, ettiği yeminin sorumluluğunu idrak etmekten yoksunsa, rol bile yapmaya kalksa, inandırıcılığı olmadığından, mutlaka bir yerlerde falso yapacak ve samimiyetsizliği ortaya çıkacaktır.

Yeminine sadık olmayanın heyecanladığını, dilinin damağının kuruduğunu, bir an önce oradan kaçıp-gitme çabası dikkatli gözlerden kaçmaz.

Bu türden yeminlere alış-verişlerde, oy verme zamanlarında çokça rastlarsınız. Yemin edenlerin yemininden döndüğü yeminler bu ve benzeri yeminlerdir.

Foyaları meydana çıksa da, iplikleri pazarlara çıkartılsa da, yeminlerine güven duyulamayacağı defalarca ispatlansa da, huylu huyundan vazgeçmez.

Yemin bazıları için, günlük hayatta söylediği nasılsın , iyi misin babından sözler durumundadır.

Her şey üstüne kolayca yemin edebilen bu insanlara ne kadar güvenebilirsiniz?

Söylenen sözleri teyit altına, garanti altına almayı düşünenler, muhataplarına öncelikle yemin et derler. Çünkü karşılarındaki insan hal ve hareket olarak güven telkin etmemiştir.

Bu insandan emin olmamaları yemin yoluna başvurmalarına sebep olmuştur.

Bildiğiniz üzere, vallahi, billahi ile başlayan yeminlerimiz, şartlı-şurtlu yeminlerle zirvelere çıkar. O kadar yeminden sonra yemin edilen konunun tamamen tersini yapmak, yani yeminden geri dönmek, verdiği sözü çiğnemek ne yazık ki, olağan işlerden biri haline geldiğinde ise, yemin etmişti, nasıl yemininden döner diye şaşırma sırası olayın şahitlerine gelir!…

Söz verenin sözünde durmadığı, yeminine sadık kalmadığı o kadar çok olay var ki.

Doğruyu söyleyenlere, doğru olanlara, doğru insanlara bir türlü güvenemeyen ve onların sözlerine şüphe ile yaklaşan bizler, yemin etti diye, yemininde durmayan insanlar tarafından az mı kandırıldık, az mı iyi niyetimiz suistimal edildi, az mı aldandık.

Oysa, doğru insan için söz senettir.

Ayrıca o insandan yemin etmesi beklenmez.

Sözünden caymayan, sözüne güvenilen, sözünün eri olarak vasıflandırılan insanlardan kimse kolay kolay bir şey talep etmez.

Çünkü toplum o insanları defalarca test etmiştir.

Verdiği sözden dönmedikleri tescil edilmiştir.

Yalancılara, sahtekarlara, üç kağıtçılara, yeminlerinden dönenlere örnek olarak gösterilen insan tipi olarak kabul görmüş insanlardır, bu insanlar.

*/*/*/*/*

Bir konu hakkında yemin eden, yemin ettirilen insanları tarihler günümüze taşımıştır. Kendisine söylenen bir sözü, bir sırrı, yeminle ölümüne muhafaza eden dürüst, haysiyetli ve şerefli insanları tarihler yazmasa da, onlar isimsiz kahramanlar olmuşlardır.

Taşıdıkları sır, bazen bir aileyi, bazen bir toplumu, bazen bir vatanı kurtarmıştır.

Bu yeminler günümüz yeminlerinden ayrı tutulmalıdır.

İnsan niye yemin eder?

Neden yemin etme ihtiyacı duyar?

Yemin ettiği halde, niye yemininden döner?

İnsanlar muhataplarının neden yemin etmelerini ısrarla isterler?

Kaybettiğimiz doğruluğu ve dürüstlüğü başka mecralarda aramaya kalkmamız, doğru insanları dil ucuyla överken, onlara tahammül edemediğimizi, çevremizde olmalarına bile katlanamadığımızı bir türlü kendimize itiraf edemeyen bizler, karşılıklı olarak yeminleşir dururuz.

Ne bizim, ne de muhatabımızın yemini yerini bulur.

Yalan yere yemin etme üzerine kurduğumuz dünyalarımızda, akşama kadar kaç kere yemin ettiğimizi hiç hesapladık mı?

Bu karşılıklı güvensizlik bazen öyle bir raddeye gelir ki, karşınızdaki için, ” Ben onun Allah bir dediğine de inanmam artık, adam o kadar çok yalan söylüyor ve yemin ediyor ki, ettiği yeminler çarpacak!.” benzeri açıklamalar ve konuşmalar yaparsınız.

Al birini vur ötekine hallere düştüğümüzü söyleyenlere de gönül koyar, bu bize söylenecek laf mıydı diye, küsmelere, kırılmalara kalkarız.

Yalan yere yemin edenler, söndürdükleri hayatları, ocakları, haneleri hiç mi düşünmezler? Hiç mi vicdanları sızlamaz?

Hele o insanların ağızlarını doldura doldura ettikleri şartlı yeminler! Yemin etmeden önce de yalancılık ve sahtekarlık yaptığı bilinen birinin yeminine ne kadar güvenebilirsiniz?

Bazı insanlar için yemin etmek yaşama biçimidir adeta. Her sözü yeminle başlayıp, yeminle biten bir insanı kendi dünyasında ki insanların dışında kim dinler, kim itibar eder, kim dikkate alır diyeceksiniz.

Kapılarda karşılananlar, kapılara kadar uğurlananlar bu insanlar değil mi?

Doğru adam neden yemin etsin? Neden yalan yere yemine baş vursun? Doğruları söyleyip geçer diyeceksiniz. Söyler geçerde, toplumda doğru adamlardan doğruyu söylediği için vazgeçer.

Maalesef, doğruların değil de, yalan yere yemin edenlerin baş tacı edildiği bir dünyada yaşıyoruz.

Hz. Mevlana, bu konuda“ Doğruların, yemin etmeye ihtiyacı yoktur!…” diyor.

Toplumun yalan söyleyenleri, yalan yere yemin edenleri, yeminle-karışık küfürler savuranları alkışladığı bir dönemde kime ne söylesek, kime ne anlatsak, bilemiyoruz!…

> Yeni Meram >Yazarlar > ‘Doğruların yemin etmeye ihtiyacı yoktur!’
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.