YAZARLAR

Devlet baba!-Rıdvan Bülbül-Yeni Meram Gazetesi

■ Prensip olarak devlet, ferdin yerine kaim olmamalıdır. Fakat ferdin inkişafı için umumi şartları göre önünde bulundurmalıdır. Bir de, ferdin şahsi faaliyeti, iktisadi terakkinin esas menbaı olarak kalmalıdır. Fertlerin inkişafına mani olmamak, onların her noktai nazardan olduğu gibi bilhassa iktisadi sahadaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde devlet kendi faaliyeti ile bir mani vücuda getirmemek, demokrasi prensibinin en mühim esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdiyet inkişafının mani karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin hududunu teşkil eder.(Atatürk)

Hükümetler gelip geçicidir. Bugün siz, yarın onlar. Kalıcı olan Devlettir. Devlet
kavramı toplumumuzda” baba” olarak algılanıyor. İçgüdüsel gerçek de budur.
Devleti baba olarak görmek, kültürümüz, güvenimiz ve özgüvenimizdir.
Halk çoğu zaman devleti hep “baba” olarak benimsemiş, “baba” yaklaşışıyla saygı ve sevgisini ifade etmiştir.

■ Baba malından ne fayda başta devlet olmasa. (Dede Korkut)

Osmanlı Devleti’nin kuruluş- yükseliş dönemlerinde yönetenlerle halk arasında olumlu bağlantılar kuruldu; yönetim hep yönetilenlerin yararına çalıştı.
Aşık Paşazade tarihinde, hükümdar için en önemli şeyin reayanın (halkın) hayır duası olduğu vurgulanır. Tarihten bir anekdot padişahların halka verdiği değeri en anlamlı biçimde ortaya koyar.
Ariflerden birine sormuşlar;
“Padişahlara hazine gerek midir?”
Arif’in yanıtı şöyle;
“Asıl hazine vardır, ol gerektirir.”
Sordular” kim,ne asıl hazinedir?”
Arif aydır; “Reayanın hayır duaları padişaha asıl hazinedir.”

Defterdar Sarı Mehmet Paşa tarafından kaleme alınan “Devlet Adamlarına Öğütler” adlı kitapta da, padişahların halk sevgisi dile getiriliyor; “Mekanı cennet ola merhum ve mağfur Sultan Süleyman Han hazretleri, Allah’ın rahmetleri üzerine ağsın, meclislerinde has yakınlarına inciler saçar gibi hitap ederek “Alemin velinimeti kimdir?” diye buyurduklarında bir ağızdan: “Besbelli, ufukların padişahı ve her şeyin sahibi Sultanımız hazretleridir” deyince has yakınlarından çıkan bu sözü insaf sahibi padişah kabul etmeyip şöyle konuştu;
“Velinimet fil–hakika reayadır ki, anlar ziraatle çiftçilik emrinde huzur- istirahatı haram ederek nimetlerle doyuruyorlar.”

İleri Osmanlı toplumdaki düzeni yönetimle halk arasındaki bu anlayışı sadece kurumsal yaklaşım olarak görülmemelidir. Kerim Devlet anlayışı, halkı gözeten ve koruyan bir yönetimi öngörmektedir. Bu bağlamda tarım ve el sanatlarına dayalı üretim, en üst düzeyde gerçekleşirken halk, can – mal güvenliği, eşitlik ve adalet ilkelerinin uygulandığı ortamda mutlu yaşamaktadır. Ancak, bu düzen devam edemedi XVII. Yüzyıldan itibaren toplumsal- ekonomik alanlardaki yozlaşmalar yönetime yansıdı. Ceberut Devlet, halkın Sömürülmesi Kerim Devlet yaklaşımı, yerini giderek halka karşı olan, onu horlayan, soyan ve ezen Ceberut Devlet anlayışına bıraktı. Halkı sömürmek ve ezmek için çeşitli yol ve yöntemler uygulandı. Ekonomik bunalım içinde halkın sırtına yeni vergiler yüklendi oranları artırıldı, toplama da mültezimlere satıldı. Sultan I. Ahmet Adalet Fermanında bu yozlaşmadan ve sapmadan yakınıyor;
“Kadılar nahiyelerini, niyabet edecek olanlara iltizama verdiler. Bir taraftan kadı, diğer taraftan voyvodalarla uyuşan naipler beraberce halkı soydular.”

“Yıkılupdur bu cihan sanma ki bizde düzele
Devleti çarh-ı deni verdi kamu müptezele
Şimdi erbab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem yezele.”
Bu dünya yıkılıyor, bizde düzeleceğini sanma. Alçak felek, devleti bütün yeteneksiz kişilerin eline verdi. Şimdi mutluluk yolunda gidenler hep bayağı kişiler. İşimiz Tanrı’nın acımasına kaldı. (Padişah 3. Mustafa)

III. Selim, baskı ve sömürüsünün önlenmesi için Sadaret Kaymakamına yazdığı yazıda rüşvet alanların kıyılacağını açıkladı.Tanzimat döneminde yönetim–halk ilişkileri önem kazandı ve II.Mahmut‘la Osmanlı bürokrasisi oluşturmaya başladı.

Kanuni Sultan Süleyman, aynı zamanda sütkardeşi olan Yahya Efendi’ye sorar,
“Bir devlet hangi halde çöker?
Yahya Efendi yanıt verir;
“ Devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler ‘neme lazım’ deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa devlet çöker.”
I. Ahmet zamanında Abdülmecit Sivasi padişaha devlet hakkında rapor yazar;
■ Devlet zulm ile değil adalet ile ayakta durur!

Halife Ömer’e atfedilen bir söz vardır:
■ Dicle kenarında koyununu kaybeden çoban, bunun hesabını benden sorar!
Konağa yaşlı bir kadın gelmiş. Evine hırsız girmiş onu şikâyet ediyor.
Vali demiş ki;
– Kapıyı iyi kapatsaydın, kilitleseydin!
Kadın bu yanıta karşı adeta isyan etmiş;
– Ben sana güvenmiştim!
Kadının Valiye demek istediği “Devlete güvenme “ olgusunu dile getirmek…

1950 seçimlerinden önce CHP İstanbul’da büyük bir miting yapar, her zaman olduğu gibi çeşitli olaylarla sürekli gündemde olan Taksim iğne atılsa yere düşmeyecek gibi hıncahınç dolu Kısa boylu küçük Vali diye anılan F. Kerim Gökay, kalabalığı Paşa’ya göstererek tarihi sözünü telaffuz eder;
“İşte paşam İstanbul!”
Vali böyle deyip böbürlenir ama ertesi gün, CHP iktidardan düşer! Meydanları dolduran kalabalıkların kimi kez sandığa yansımadığı geçmişte sıkça gözlendi.

Valiler İller de Devletin temsilcisidir. Zaman zaman uygulamaları eleştirildi, hatta kimleri yüksek dozda olsu. Ancak Valilere yanlış yaptıklarında devlet sahip çıktı. Buna ister vefa deyin isterseniz, ister, Devlet sahip çıkarsa yönetim daha güçlü olur.” diye yorumlayın.

Kendisi de bir Vali olan Mehmet Aldan’ın “İz bırakan Mülkü İdare Amirleri” adlı 1990 yılında İçişleri Bakanlığınca yayınlanan kitabından kimi anıları aktarmak istiyorum.
Yıl: 1924- Kars ve çevresinde şiddetli bir sarsıntısı olur. Vali, İbrahim Ethem Aykut .Cumhurbaşkanı Atatürk Kars’a gelir, akşam yemeğinde deprem hakkında ayrıntılı bilgi ister. Vali bilgi verir, bölgeye gönderdiği memurların raporlarını özetler. Atatürk beğenmez, sert dille hoşnutsuzluğunu belirtir. Vali, susup kenara çekilmez; “Zatı devletleri Devlet başkanı ve bunun üstünde büyük kurtarıcı bulunmanızdan dolayı derin hürmet ve bağlılığım var.Tedbirlerimi yeterli görmeyebilir, beni de valilikten uzaklaştırabilirsiniz. Ama devleti, sizi temsil ettiğimizden, şu anda ve burada küçük düşüremezsiniz.”
Soğuk hava eser, yemekten kalkılır.
Vali’nin eşi Hacer Hanım İbrahim Ethem Aykut’u teselli eder;
“Aferin Ethem! Çamaşır yıkar, yine geçimimizi sağlarız!”
Ancak Atatürk, Valisini harcamaz aksine ödüllendirir, Samsun’a sonra da İzmir’e atanmasını sağlar.

Özal Parti otobüsüyle kente gelir. Vali, Başbakan’a hoş geldiniz demek için otobüse çıkar. Kalabalık Özal’ı görmek ister. Özal bir kaç kelime söz edecektir. Otobüsün üzerine çıkar, halk alabalıktan göremeyince Özal, çevredekilere der; ki;
“Çökün, çökün!”
Milletvekilleri, Bakanlar çöker, bir kişi ayaktadır; Vali… Özal, Valinin olduğu gibi kaldığını görünce tarihi sözünü eder;
“Aman Vali Bey, sen çökme! Sen çökersen devlet çöker değil mi?”

> Yeni Meram >Yazarlar > Devlet baba!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.