YAZARLAR

Dereler nehirlere, nehirler denizlere akar. Nehir denize katkı sağlar, denizi yüceltir, denize ulaşmak için binlerce kilometre yol kat eden nehirler vardır. Bu çabayı, bu gayreti deniz görmezden gelmez, gelemez.

Görmezden gelmemesi denizin şanındandır.

Denizin yüceliğindendir.

Denize dökülen nehirlerle, deniz iftihar ederse, deniz kendisine koşarak, coşarak gelen nehirleri el üstünde tutarsa, kıymetini bilirse, o nehir minnet ile dolup taşmaz mı denize karşı?

Kadir kıymet bilir, vefakâr bir deniz, nehri övdükçe, onunla iftihar ettiğini söyledikçe, kendi şanını, kendi yüceliğini ortaya koyar aslında. Deniz deniz olacaksa, deniz diye tanınacaksa, o denizde sığınılacak limanlar oluşacaksa, deniz kendisi için mücadele eden nehirlerin kıymetini bilmiş demektir.

Nehir bir adım geldiğinde, ona doğru on adım gelene deniz derler, deniz ahde vefanın bir simgesidir anlayana.

Deniz olmak kolay değildir. Ben denizim diye ortaya çıkanların bir çoğunun denizin kenarından bile geçemeyeceğini bilenler bilir.

Deniz kusurları örter, hoşgörülüdür. Haşin gibi görülen dalgalar, fırtınada ceviz kabuğu gibi yalpalayan, alabora olmaya hazır nice tekneleri salimen kıyıya ulaştıran dalgalara dönüşmüştür.

Bu yardım, denizden bir nişanedir. Deniz nehrin vefasını, kendisine ulaşmak için çektiği cefayı bilir. Nehir, denizin bunun için kıymetlisidir.

Onun için onunla iftihar etmeden geçemez.

Deniz nehri yücelttikçe, iftihar ettiğini söyledikçe, kendi yücelir, yüceldikçe çarşaf gibi sütliman görüntüsü ile üzerinde batmadan yürünecek bir manzara ile çıkar huzura.

Böyle bir denizin peşinden gelmeyen nehir’e, nehir denmez zaten.

Ondan sonra tutamazsınız nehir’i. Ne yorulmak bilir, ne bıkkınlık.

*/*/*/*/*

Ancak insanlar hiç bir zaman deniz gibi olamadılar. En kıymetlim dediklerini tarihin bütün çağlarında ya sallandırdılar, ya süründürdüler, yada kapının önüne koydular.

İnsan kıymeti bilenler binbir gece masallarına konu oldu, isimleri, cömertlikleri, insanlıkları, hoşgörüleri, affedicilikleri destanlaştırıldı.

Onlar yanlarında olanları öyle anlattılar ki, o anlatımdan sonra, anlatan gönüllere taht kurdu. Sultandılar, sultanların sultanı oldular.

Benliği ve egosu zirve yapan bir yöneticinin yada işverenin çalışanıyla iftihar ettiğini görende, duyan da olmadı!…

Çünkü o her şeyi kendinden menkul bildi.

Kendi yanında bulunanların bir başkası tarafından övülmesine bile tahammül edemedi.

Hemen ya konuyu değiştirdi yada lafı kendi üzerine döndürmeye çalıştı. Zorda ve darda kalmadıkça, o insanın gayret ve çalışmasına ihtiyacı olmadıkça ondan bahsetmedi bile.

Kendini yüceltenle iftihar etmeyi, onu övmeyi acizlik olarak kabul etti. O insanların gayretlerini neredeyse inkar edecek, umursamayacak noktalara geldi.

Kendisi için çalışan insanları motive edebilecek bir kaç güzel kelimeyi yada maddi mükafatı onlardan esirgedi. Oysa bu onun için o kadar kolaydı ki…

Yapmadı, yapamadı. Etrafında kendisini gerçekten sevecek, onun için mücadele edecek kimse kalmadı. Bir manada nehirleri küstürdü.

İşin tuhafı, burunlarından kıl aldırmayan bu kendini beğenmişlerin kendilerine benzer kılavuzlarının kendilerini devamlı yanılttığını görmemeleri de, ibret vericiydi…

*/*/*/*/*

Deniz olduğunun farkına varamayan denizlere akan nehirler er-geç, mecrasını değiştirir. Gün gelir berrak suları olan nehirler yerine bulanık suları olan nehirler onlara doğru akmaya başlar. Bu denizde sığınılacak, güvenilecek liman kalmaz.

Her şey tarumar olur. Vefayı, ahde vefayı unutan denize akmaz olur nehirler.

Kıymet bilir denize, kadirşinas denize yönelir kendine yol arayan nehirler.

Nehir coşacağı, koşacağı heyecan duyacağı denizler arar. Deniz bilmelidir ki, kıymet bilmeyen, kendisiyle iftihar etmeyi bile ona çok gören bir denize kolay kolay yönelen nehir olmaz.

Nehirlerin coşa coşa aktığı denizlere bir bakın!…

Kimi nehirler büyük denizlere, kimi nehirler Okyanuslara dökülür. Nehirleri denizlere döktüren sebepleri hiç düşündünüz mü?

Kendisinden uzaklaşılan deniz, ben nerede yanlış yaptım demiyorsa, ben bugüne bugün denizim, alt tarafı bunlar nehir değil mi, nehirden bol ne var, diyorsa çoktan kaybetmiştir deniz olma özelliğini.

Suları berrak nehirler vazgeçmişse denize yönelmekten, ne yapacak deniz? Bulanık nehirlere döndürecek mecburen yönünü.

Sular bulanmaya başlayınca da, “bulanık suya ay vurmaz” derler.

Üzerine ay vurmayan deniz, üzerine güneşin pırıltıları değmeyen bir deniz, mehtabı da kaybeder, gurup vaktini de.

İşte onun içindir ki, Sultan Veled Rebabname’sinde ‘Deniz nehirle iftihar ederse, kendisiyle iftihar eder, başkasıyla değil’ diyor.

> Yeni Meram >Yazarlar > Deniz nehirle iftihar ederse!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.