YAZARLAR

Oldum olası darbe sözcüğünü sevmem.

Darbe ister asker- sivil, isterse başka biçimde olsun tepkiyle karşı çıkarım;

“Bizden ırak dursun!”

Kalkınmakta olan ülkelerde zaman içinde darbe senaryoları sahneye konur, demokrasi

kimi kurumlarıyla rafa kaldırılır, çağdaşlık ve özgürlük umutları hep başka baharlara kalır. Sandıkla darbenin karşı karşıya gelip çatıştığı eylemlerde kaybeden de halk olur.

Türk Dil Kurumu sözlüklerinde “darbe” tanımı şöyle yapılıyordu;

“Bir ülkede zor kullanarak yönetimi devirme işidir.”

Kurum, deyim ve sözcüklerin anlamını günün koşullarını dikkate alarak zaman içinde değiştirmeye başladı. Son olarak “darbe”nin anlamı da şöyle biçimlendi;
■ Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak ya da demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işine darbe denir.

Cumhuriyet döneminde bile darbeler sıralandı, demokrasinin önüne taş konuldu;

27 Mayıs Darbesi,

12 Mart Darbesi,

21 Şubat Darbesi,

12 Şubat Darbesi,

28 Şubat Post Modern Darbesi.

Tüm darbeleri gazeteci olarak, çeşitli sıkıntılar içinde yaşadık; değerlendirme yazma ve düşün özgürlüğümüz kısıtlandı. Her darbe, rejim ve toplumsal derin yaralar açtı.

Demokratik yaşamın darbelerle sıkıntıya girmesi, açmazlardan toplum katmalarının olumsuz yönde etkilenmesi de ortadır. Bu bakımdan anlaşmazlıklar hukuk, diyaloğ ve danışma yollarıyla aşılmalı, yenileri için de davetiye çıkarılmamalıdır. Bütün darbeler demokrasiden ve toplumsal yaşamdan bir şeyler alıp götürdüğü kuşkusuzdur.

Sözü, Mısır’daki son askeri darbeye getirmek istiyorum. Mısır, Yavuz Sultan Selim tarafından 1516’da Mercidabık savaşı ile birlikte Osmanlı topraklarına katmıştı

Arap Baharı, darbe üstüne darbeler yiyerek bir türlü gerçekleşemiyor, son örnek yine Mısır’dan yansıdı. Cumhurbaşkan Mursi, seçilmesinden bir yıl sonra Ordu tarafından görevden alınıp ev hapsine konuldu. Mısır, Ortadoğu’da politik, jeopolitik, demografik ve diğer değer olarak önemli bir aktördür. Mursi ‘ nin darbeyi kabul etmediği ve halkı karşı durmaya çağırdığı bildirildi;

“Şu anda Cumhurbaşkanıyım, aynı zamanda ordunun da komutanıyım!”

Ordunun yönetime verdiği 48 saatlik sürenin dolmasının ardından Genelkurmay Başkanı Sisi anayasanın askıya alındığını, seçime kadar Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur’un cumhurbaşkanlığı görevini sürdüreceğini belirtti. Teknokrat bir uzlaşı hükümeti kurulacağını da anlatan Sisi halkın orduyu göreve davet ettiğini hissettikleri için bu müdahalede bulunduklarına vurgu yaptı.

Olayın şimdilik kalın çizgili özeti böyle. Bundan sonra neler olacak? Konu Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği için izlemede kalacak gelişmelere göre tutum belirleyeceğiz.

Olaya bizim Dış İşleri Penceresinden bakıldığında görülen manzara şöyle;

■ Tüm demokrasilerde seçimle iş başına gelen yöneticilerin yine seçimle görevden ayrıldığı, evrensel bir gerçektir. Mısır halkı ve yönetimi, mevcut krizi aşmak için yine demokratik kurallar çerçevesinde bir yol haritası belirleyebilecek kudrettedir.

Anayasal meşruiyet içerisinde kalınarak Mısır halkının iradesine saygı duyulması, demokratik sistemi güçlendirecektir. Dün olduğu gibi bugün de Türkiye, dost ve kardeş Mısır’ın yanında olmaya ve Mısır’ın siyasi istikrarına, birlik ve beraberliğine ve ekonomik kalkınmasına destek vermeye devam edecektir.

Dostluklar, kara günlerde belli olur. Bu bakımdan Mısır politikamızın doğru zemin üzerinde olduğu kanısındayız.

BİR DAMLA:

■ İhtilaller yapılmazlar, gelirler.

> Yeni Meram >Yazarlar > DARBELERE HAYIR!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.