YAZARLAR

■ Çok kazanmak isteyen, çok kaybeder.

■ Ticaret bazı pınarlar gibidir, yollarını değiştirmeye kalkarsanız kururlar.

***

Enflasyon, sanki dansöz oldu, durmadan kıvırıyor; hız kesti, frene bastı, deniyor. Sonra arkasından karşıt haberler geliyor. Çelişkili değerlendirmelerin en nesneli şu olsa gerek;

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri çarşı-pazarlarda ve mutfaklarda gerçeklerle hiç örtüşmüyor. En doğru değerlendirmeyi de halkın kendisi yapıyor;

Enflasyonun frenleri bir türlü tutmuyor.

Vatandaş resmi rakamlara kuşku ile bakıyor, orta yolda bulunamıyor. Canavar dişlerini göstermeye başlayınca biz de konuyu yeniden gündeme getirmeyi yeğliyoruz. Bu kez esin kaynağımız ünlü bir yazar ve ekonomist;

■ Önüme gelen ekonomik endeks yayınlarını günlük kullandığım maddelerin 64 yıl öncesi ile oranlamasını yapmaktır. Bunun için de üç madde seçtim; Benzin, gazete ve simit.
Bu istatistiği iyice anlamak için şu hususu göz önünde bulundurmak gerek. Bugünkü 1 lira, 1950’nin 100 milyon kuruşudur.
Günümüzde benzinin litresi yaklaşık üç lira demek ki, 1950’nin 300 milyon kuruşu. O günlerde benzinin litresi 28 kuruştu. Uzun lafın kısası, hata yapmıyorsam, benzinin fiyatı, 60 yılda 10 milyon misli artmış. Gazeteye gelince, sayı ve fiyatlar da değişik. Geçmişteki ortalama fiyat: 20 kuruş. Bugün bir gazetenin ederi ortalama 40 kuruş, yani 40 milyon 1950 kuruşu; 60 yıllık artış ise 2 milyon misli. Fakir fukaranın sabah kahvaltısının vazgeçilmezi simit de durum ne; 1950 yılında standart bir simit beş kuruştu; şimdi ise ortalama fiyatı 1 lira yani 100 milyon 1950 kuruşu oldu. O günden bugüne artış oranı: 20 milyon kat!

Siz buna şöyle de yaklaşabilirsiniz;

Son 60 yılın zam şampiyonu simittir.

“El yakıyor!’ diye yakındığımız pastırmayı bile ikiye katlamış. Günümüzde kilosu 100 lira olan pastırmanın 60 sene önceki fiyatı 10 lira idi. Artış, ise 10 milyon kat. Gerçek bu, üç şey söyleyelim;

Bir: Nerede o eski günler?

İki: Geçmiş zaman olur ki, hayali bile…

Üç: Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

■Nerede yumuşak huylu insanlar varsa orada ticaret vardır. Nerede ticaret varsa orada insanlar yumuşak huylu olurlar.

***

Bu karamsar havayı bir öyküyle dağıtalım;
Dönemin Padişahı en güvendiği adamını Arabistan’a müfettiş olarak göndermiş. Müfettiş, bakmış ki Araplar entari giyiyorlar ama altta donları yok. Bir rüzgâr esti mi, manzara felaket! Haber salmış,

“Altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek.”

Günler geçmiş, buna karşın hiç kimse don giymemiş. İlk rüzgârda olay fark edilmiş. Donsuzlardan birini Kadının huzuruna çıkartmışlar. Kadı sormuş;
– Adın?

– Abdülmecit
– Baba adın?
– Abdülaziz
– Evli misin?
– 5 tane karım var!
– Kaç çocuğun var?
– İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden13, beşincisinden 18 tane.
Kadı bu ifade üzerine kararını açıklamış;

“Abdüllaziz oğlu, Abdülmecit’in, don giymeye vakti olmadığından beraatine karar verilmiştir!”

BİR DAMLA:

Vatandaşsa geldi yeri

Almak için kâfi diri

Ölmüş ise eşten biri

Dul vergisi alınmalı .

Haksız kazanç sağlayandan

İşi baştan bağlayandan

Yerli yersiz ağlayandan

Sel vergisi alınmalı.

> Yeni Meram >Yazarlar > BİR SİMİT HESABI YA DA ENFLASYON CANAVARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.