YAZARLAR

Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerde, bir Bayramı arefesiydi. Cephe kumandanı Vehip Paşa, 9’uncu Tümen’in genç imamını çağırarak mahzun bir şekilde istemeye istemeye şunları söyledi;

“Hâfız, yarın kurban Bayramı! Asker toplu olarak bayram namazı kılmak istiyor. Ne dediysem, vazgeçiremedim. Ancak böyle bir şey, pek tehlikeli; yani senin anlayacağın, düşmanın arayıp da bulamayacağı toplu bir imha fırsatı olur. Münasip bir dille bunu erâta sen anlatıver! “

İmam Efendi, Paşa’nın yanından henüz ayrılmıştı ki, karşısına nur yüzlü bir zât çıktı ve dedi ki;
“ Evlâdım! Sakın ola askerlere bir şey söyleme! Gün ola hayır ola; Allah Teâlâ, nasıl dilerse öyle olur.”

Ertesi sabah, herkesi hayrette bırakan İlâhî bir tecelli yaşandı. Gökten hevenk hevenk bulutlar indi ve gönlü Mevlâ’ya kulluk aşkıyla dolup taşan mümin askerlerin üzerini kapladı. Onları dürbünle gözetleyen düşman kuvvetleri, artık bembeyaz bulutlardan başka bir şey göremez oldu. O sabah bambaşka bir manevi heyecan içinde kılınan bayram namazında alınan gür tekbirler, dalga dalga etrafa yayılıyor, semaya yükseliyordu. Nur yüzlü ihtiyar zat, Fetih sûresinden bir kısım âyetleri okurken Müslüman-Türk askerlerinin gönüllerinden taşan kelime-i tevhid sesleri, birer iman sayhası halinde düşman saflarından bile duyulmaktaydı. İşte, tam da bu esnada İngiliz kuvvetleri arasında büyük bir kargaşa baş gösterdi. Zira İngiliz müstemlekelerinden kandırılarak toplanıp getirilmiş bulunan bir kısım Müslüman askerler, yine kendileri gibi Müslüman bir milletle savaştıklarını, işittikleri tekbir, tehlil ve tevhid seslerinden anlamışlar ve bunun üzerine isyan etmişlerdi. Şaşıran İngilizler, onların bir kısmını kurşuna dizmiş, diğerlerini de alelacele cephe gerisine çekmek zorunda kalmışlardı.

***

Zengin ve ikram seven ağanın konağına bayramda önce bir molla, sonra da Bektaşi gelmiş. İkisini de ağırladıktan sonra, ocak başında kahvelerini içerken mollaya sormuş;
“Sigara içer misiniz?”

“Estağfurullah, mekruhtur!”

“Ya içki?”

“Aman efendim haramdır, hiç olur mu?”

“Ya kadınlarla ilişkiniz?”

“Hiç olur mu, biz harama uçkur çözmeyiz!”

“Saz, çalgı, musiki?”

“Neüzübillah! Bunu, bana sorarak günaha giriyorsunuz.”

Ağa, bu kez Bektaşiye dönmüş, aynı soruları ona da sormuş, Bektaşi her soruya “Eyvallah imanım!” diye yanıt vermiş. Yola çıkarlarken ağa, mollaya bir altın, Bektaşiye 50 altın verince, molla itiraz etmiş;

“Böyle bir adama 50 altın, bana bir altın, yakıştı mı?”

Ağa gülmüş;

“Onun masrafı çok!”

***

Dilenci el açmış dileniyor, hem de dua ediyor. Bektaşi on para vermiş;
“Duanı istemem!”

Dilenci şaşırmış:

Niye duamı istemiyorsun?”

“Ulan senin duan beş para etseydi, kendini kurtarır, dilenmezdin!”

***

Koca Ragıp Paşa ile şair Haşmet, arife günü kurban için dolaşırlarken, bakmışlar şair Fitnat Hanım da koç seçiyor.

Paşa, şair Haşmeti kışkırtıp göndermiş.

Şair Haşmet, Fitnat Hanıma yanaşmış;

“Sultanım, kurbanlık koça ne hacet, ben size kurban olayım!”

Fitnat Hanım başını kaldırmış bakmış, Koca Ragıp Paşayı görmüş, anlamış;

“Evladım daha küçüksün, boynuzların büyümemiş, bana şu karşıdaki gibi kıvrım kıvrım boynuzu olan biri lazım!”

Şair Haşmet hemen lafı oturtmuş;

“Ama sultanım, konağınızda beni birkaç gün nuk edin, boynuzlarım hepsini geçer!”

> Yeni Meram >Yazarlar > BAYRAM SONRASI ESİNTİLERİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.