YAZARLAR

Dünyamız hakça paylaşmasını, dostça yaşamasını, sevgiyle yaklaşmasını öğrendiğimiz, öğrettiğimiz zaman güzelleşecektir.

İnsanlar uygarlıkta ilerledikçe, birbirinden uzaklaştı.

Çevresindeki canlara, canlılara zarar vermeye, onların türlerini yok etmeye ve soylarını bitirmeye başladı.

Bir taraftan insanlığın rahatı için, sağlığı için, iletişimi, ulaşımı, bilinmeyene yapılan deneylerle ruh ve bedenin şifreleri için onlarca deneylerle uğraşan insanlık ; tam iki büyük dünya savaşı çıkararak da kendini bitirmek, yok etmek pahasına cinayetler işlemiştir.

Çıkar söz konusu olunca din, inanç, meshep hepsi bir tarafa bırakılıyor, tek bir hedefe kilitleniyor.

Arap dünyasına bakınca bunu çok net görüyorsunuz.

Birinci Dünya Savaşı’nda aynı inancı paylaştığı Türk Milleti’ni İngilizlerle birlik olup arkasından vurdu.

Şimdi de Hıristiyan orduları ile birlikte yani günümüzün Haçlısı NATO birlikleri ile aynı inancı paylaştığı Libya’yı, Mısır’ı, Suriye’yi, ileride de İran’ı hiç düşünmeden, ABD’nin ve AB’nin istediği kişiliksiz, mandacı, sömürgeci yönetimlere teslim etmek için uğraşıyor.

Ne büyük bir talihsizliktir ki 1954 yılında bu NATO denilen işgalci güce bizde girdik ve son 20 yıldır da bize bekçilik yaptırıp, aynı inancı paylaştığımız uluslara atılan her bombada payımızı artırıyor.

Büyük önderin “Yurtta Barış Cihanda Barış” sözünü unutan, asker sivil yönetenlerle komşularımıza, Kıbrıs Barış Harekatı’nda bize yardım eden dostlarımıza kazık atmakla mutlu oluyoruz.

Cumhuriyeti kuran kadroyu küçük düşürmek, aşağılamak, Türk Devleti’ni geçmişte soy kırımcı, din düşmanı, etnik kökenleri yok eden cinayet işleyen bir kafile gibi gösterme gayretine girip, halkla devleti düşman edip, aradan sıyrılıp, bölünen, federasyonlara ayrılan, eyaletlere geçirilen ve Anadolu’da “Türk Ulusu” kavramını silmeyi amaç edinen ABD ‘ye yardımcı güçlerin çalışmalarını çaresizlik içinde izliyoruz.

Oysa bize barışı öğreten zorda kalmadıkça savaşı cinayet olarak gören ve komşularıyla 15 yıl boyunca dostça yaşamış, Anadolu’yu işgal edip dersini almış komşularının devlet başkanlarının ayağına gelerek dostluk kurduğu bir liderimiz var.

İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokmamak için, tüm dünyayı oyalayarak, inanılmaz bir siyasetle Türk Ulusu’nu savaşın dışında tutarak büyük bir felaketten , burnumuz kanamadan kurtaran bir siyasetçimiz de var.

Sanırım her ikisini de biliyorsunuz Atatürk ve İsmet İnönü.

Her ikisinden de öğreneceğimiz çok şey var.

Sanırım onlardan barış konusunda çok şey öğreneceğiz.

Yeter ki önce Atatürk’ü içimize sindirmek, hazmetmek, yaptıklarını iyi irdelemek gerekiyor.

İsmet İnönü’yü komplekse kapılmadan tanımak, hazmetmek, sindirmek gerekiyor.

Bu iki büyük tarihi şahsiyetle uğraşmak yerine onlardan tüm dünya devletleri ile iyi ilişkiler kurup, Türk ulusunun kişiliğini, bağımsızlığını, ekonomik bağımsızlığını, siyasi çıkarlarını, ordusunu başkalarının bekçisi konumuna düşürmeden güçlendirip nasıl saygın bir ülke, bağımsızlığını koruyan ama her konuda koruyup, tek bir üs açma teklifinde bulunamayacak bir ülke olarak tam 27 yıl dimdik yönettiklerini öğrenmeliyiz.

Barış konusunda onlardan öğrenecek çok şey var.

Yeter ki Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i kuran kadroyu halkın gözünde küçültmek gibi komik ve acınacak durumlar yaratmayalım.

İnanın dünyada bir uçtan bir uca vatanın her karış toprağında izi olan bir başka lider yok.

Onunla ve eserleriyle uğraşmak yerine barışı önce onlarla tanışarak öğrenebiliriz.

> Yeni Meram >Yazarlar > BARIŞI ONLARDAN ÖĞRENMELİYİZ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.