YAZARLAR

***

“EN uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler, ne de geceleri ışıldayan yıldızlar… En uzak mesafe, iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan.”

***

*O’NU ANLAYABİLMEK
Prof. Dr. Haydar Baş:

—————————

“…BİZ de Mustafa Kemal gibi, “vatan işgaline karşı mücadele, kaynakların talanına dur diyebilmek, bağımsızlığın korunması, namusumuza ve inancımıza karşı yapılacak müdafaa, ancak dini ve milli bütünlük ile korunabilir” diyoruz.

Cumhuriyetimiz de aynı fikriyat ile kurulmuştur. Bu hakikati gören Atatürk, “Türkiye” ismini dahi, üç gün kaldığı Nevşehir’de, Hacı Bektaş’ın vekillerinden Cemaleddin Çelebi Dede ile beraber almıştır.

Kurtuluş Savaşının kazanılmasında etkili olan o Kuvay-ı Milliye ruhunu, azmini, yedi düvelle mücadele edebilme cesaretini, manevi büyüklerin desteğinde bulmuştur.

Atatürk, ağzı dualı büyükleri cephenin her sathında hissettirmiştir. Hal böyle iken, Gazi hakkında, arkasından itikadı ve dine bakışı konusunda yanlış bilgiler Türk milletine pompalanmıştır.

Atatürk’ün arkasından gelişen Cumhuriyet tarihi, “laiklik kisvesi arkasından dindar ile mücadele” ile geçmiştir. Bu süreçte baskılara ve yanlışlara direnemeyerek, dini ve milli duygularını muhafaza edemeyenler, maalesef Atatürk ile dindar kesimin arasının açılmasına sebeptir.

Bizim üzüldüğümüz, Türkiye’deki aydın kesimin de bu Batı destekli senaryoya bilerek veya bilmeyerek alet olmasıdır.

Kocaeli’deki “milli Kahramanlar Sempozyumu” hakkında görüşlerini kaleme alan gazeteci Emin Çölaşan da bu cenahta yer aldı. Salonu dolduran binlerce insanımız ile buluşmamızdan, Türk milletinin tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içinde bulunduğu tehlikeli süreçten bahsettiğimiz konuşmamızdan, aklında sadece başörtülü ve sakallı kişilerin Atatürk’ü alkışlamasına olan şaşkınlığı kalmış.

Biz, on yıllardır devlet-millet kaynaşmasını, üniter devletin muhafazasını; Laz, Çerkez, Türk, Kürt bir olduğumuzu anlatıyoruz.

Atatürk’ü ilk kez ağzımıza almış değiliz.

O’nun dindar bir Müslüman olduğundan, Kurtuluş Savaşı ile bugünlere gelebildiğimizden her fırsatta bahsederiz.

Atatürk, kimsenin tekelinde ve yalnız bazılarının izni ile konuşulacak bir kimlik değildir.

Atatürk, Lozan’da gayrimüslim-Müslim ayrımını, daha sonra da Yunanistan ile nüfus mübadelesini gerçekleştirecek hassasiyette bir Müslümandı. Üstelik, maneviyatı yaşayan bir kişi olarak Atatürk, kapitalizmin karşısında ezilen halklara örnek bir liderdi.

Atatürk’e sahip çıkmak, kapitalizmin esiri olmuş bir zihniyetten maaş almakla yapılamaz.

Türk devletinin kurucusu elbette ki, Türk milleti gibi Müslümandı, dindardı.

Savaş yıllarında cepheden gönderdiği mektuplarda Allah’a olan inancı ile savaşları kazanacağını yazmıştı.

İlk meclisimizi Cuma günü ve hutbelerle açan, “Molla Zübeyde”nin oğlu Atatürk, Ramazan orucunu tutardı. Kız kardeşi Makbule, “Kadir gecelerinde bana iftara gelirdi” diye anlatmışlardı.

Cuma namazlarına da giderdi.

Camide “Allah birdir” diye başlayan ve Peygamberimize övgülerle devam eden hutbeleri vardır.

7 yaşında annesinin isteği ile Kuran’ı hatmetmiş ve 8 yaşında hafız olmuştu.

Eskişehir’deki Mihalıççık Camisi’ni cebinden verdiği 5 bin lira ile tekrar yaptırmıştı.

1937 senesinde Filistin’e karşı Haçlı saldırılarını öğrendiğinde bir bildiri yayınlamış ve ‘Filistin’e el sürülemez’ diye ifade etmişti.”

Cumhuriyetimizi yok etmek isteyenlere ithafımızdır.

> Yeni Meram >Yazarlar > ATATÜRK’e sahip çıkmak
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.