YAZARLAR

İşini alelacele, açıkgözlülükle, kural-kaide tanımadan herkesten önce yapıp-çatan ve bu konuda insanların ne düşündüğünü, kendisine nasıl baktığını, hakkında ne düşündüğünü umursamayan insanlar için acele etmek, işini bilmek, gemisini havada-karada yürütmek olarak değerlendirilebilir.

İnsanlara neler yaptıklarını, onları nasıl atlattıklarını, ne hallere düşürdüklerini, çok iyi bir şey yapmış gibi ballandırarak anlatan bu aceleci insanlarda, olmayan tek şey her zaman için sabır olmuştur.

Sabır onların hazmedemedikleri, nefret ettikleri, adının anılmasına bile göz yummadıkları bir kavramdır.

Oysa, sabır bir erdemdir. Hoşgörüdür. İnsan olma özelliğidir.

Saygıdır, sevgidir, iyi niyettir, katlanmadır, tahammül göstermedir, her şeyden önce dostun hatırına, geçmişin hatırına, yapılan bir iyiliğin hatırına bağışlamaktır, affetmektir!

Sabır bir nimettir anlayana!..

Acelecilik ise ne yazık ki, günümüzün iflah olmaz hastalığı.

Acele etmediğimiz ne var?

Aceleciler için, kim sabretmeyi, tavsiye ettiyse, iyiliğini istemeyenler ve ona düşmanlık besleyenlerdir!

Sabırla koruk, helva olur diyen büyüklerimiz çoktan çekip gittiler. Kimsenin korukla, helvayla işi yok bu devirde.

Sabret gönül diyenleri bugün kimse dinlemiyor. Gönül sabredeceğine ya silip atıyor, yada kara listeye alıyor acele etme diyenleri.

Sonrada sızlanmalar başlıyor bir dizi…

Benim iyiliğimi isteyen yok bu dünyada diyerekten…

Herkes bir an önce işinin görülmesine, işinin hallolmasına bakıyor.

İşler görülmediği an, olmadığı an, kapıların çarpılması, duvarların yumruklanması, küfürlerin bininin bir para olması işten bile değil.

Burnundan soluyanlar, neden benim işim olmuyor, neden her şey beni buluyor, neden ben diye isyan edenler, sağa-sola saldıranlar, kalp kıranlar ve hakaret edenlerin başını aceleciler çekiyor!

Ne oldu da bizler bu hale geldik diye kara yaslara bürünen günümüzün büyüklerinin ise yapacağı pek bir şey yok!

*/*/*/*/*

Sabrın öğretilmediği, acele edene dur denilmediği, acele etmenin yanlış olduğunun daha küçük yaşlarda öğretilmediği insanlar burunları sürtülmeden öğrenemiyorlar hiç bir şeyi!

Amaca sabırla varılmalı, acele edilmemeli gibi ifadelerin bu insanları yollarından döndürmesi mümkün değil.

Büyüklerimiz acele işe şeytan karışır derlerdi! Acele giden ecele gider derlerdi. Acele ile yol alınmaz derlerdi. Acele yürüyen yolda kalır derlerdi.

İyi de nedir bu acelemiz?

İnsanların acele konusundaki sabır sınırları nedense hep eksinin altında.

Telefona çıkmayana, azıcık geç çıkana kızıyoruz. Neredesin diye öyle bir bağırıyoruz ki, oturduğumuz mekan zangır zangır sallanıyor.

Soracağı konu ise incir çekirdeğini doldurmayacak şahsi bir mevzu.

Cevabını alacak rahatlayacak arkadaş!

Kırmızı yanarken araçların önünden koşarak geçen, yavaşlamadı diye hır çıkarıp, araçları yumruklayanlar…

Bankalarda neden bu kadar çok sıra beklemek zorundayım diye görevlilere laf çarpanlar…

Taksiye binip neden daha hızlı gitmiyorsun diye şoföre çatanlar…

Evrak imzalatmak isterken, Amir ya da Müdür, neden geç imzalıyor diye kapı önündekileri haşlayanlar…

Hep bu aceleciler değil mi?

İnsanların bu acelecilik yüzünden yüzlerinde sevgiden eser yok.

Gülümsemeyi hatta tebessümü çoktan unutmuşlar.

Surat-savat bir karış!

Hır çıkarmaya, kavga etmeye hazır yüzler, gerili bir yay gibiler.

Sabır sınırlarının zorlandığı yerde, sabırların taştığı yerde acele edende, acele ettirende, nedir bu acele diyende patlamaya hazır insanlar olarak patladıklarında, ne sabrın, ne acele etmenin hükmü kalıyor, ancak yine de, ne anlayan ne de ders çıkaran var!

*/*/*/*/*

Özellikle genç neslin her ne olursa olsun anında sonuç alma gibi beklentiler içerisinde olması birçok hatayı da beraberinde getiriyor.

Aceleye getirilen işlerin ne kadar yanlış, ne kadar düzensiz, ne kadar anlamsız olduğunu anlamak için saçma-sapan sonuçlar almak mı lazım, denmesin mi?

Aceleye getirilen, acele yapılması gereken işler var olduğu gibi, aceleye gelmemesi gereken, anlayış ve sabrın gösterilmesi şart olan hususlarında var olduğunu birçok hata yaptıktan sonra anlamanın kime ne faydası olduğunu da kimseye anlatamıyorsunuz!

Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlıktır diyenleri sanki dinleyecek olan var!

Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır lafına bakanı, aldıranı gören var mı?

Sabreden derviş muradına ermişte derler. Allah sabırlı kulunu sever diye de…

Mangalda kül bırakmadan bu konuları o kadar çok konuşuruz ki, en çok o konuşanlar sabır gösteremezler her nedense.

Kimimiz sabır niyetine dişini sıkar.

Kiminin sabrı taşar, yıkıp-döker, kırar geçirir herkesi.

Hz. Mevlana, “Amaca sabırla varılır, acele ile değil!” derken neler anlatmıyor ki…

> Yeni Meram >Yazarlar > ‘Amaca sabırla varılır, acele ile değil!’
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.