YAZARLAR

■ Bulunmazsa adalet milletin efrâdı beyninde

Geçer bir gün zemîne, arşa çıksa pâye-i devlet

16.yüzyılın başında yaşamış olan Ersamus’un bir saptaması vardır;

“Yargılamadan önce, anlamaya çalışın!”

İşte bütün mesele budur. Şayet Ersamus’un öngörüsü ilke olarak benimsenseydi, bugün adaletin çoğu aykırılıkları gündeme gelmezdi. Başka anlatımla, “adalet” tartışmalara konu oluşturmazdı. Adalet, işte bu anlayış içinde de adalet olurdu. Adalet görece değil, evrenseldir. Adalet bana göre başka, sana göre başka değildir, düzdür, birdir.

Bir toplumu, buna bağlı bir devleti ayakta tutan öğelerin başında adalet gelmektedir. Adalet sadece bir sözcük değil, başlı başına kavramdır, hatta unsurdur. Toplumsal yapının dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik kuralları ancak adalet duygusuyla sağlanır.

Adalet sözcüğünün içeriğinde “düzen, denklik, denge, gerçeğe uygun hüküm verme, doğru yolu izleme, dürüstlük, tarafsızlık, ilke ve kuralları” da vardır.

Toplumu oluşturan halk, adalet kavramının geçerli olduğuna dair inancını bir gün yitirirse o toplumun ayakta durması olanaklı değildir.

Doğu toplumlarında “Adalet ile zulüm bir yerde durmaz!” anlayışı tüm ulusların ana ilkelerinden biri sayılmaktadır.

Doğu toplumlarında, “adalet” özlemi diğerlerine göre daha köklüdür. Bu da uzun süre adaletsiz yaşadıkları inancından kaynaklanmaktadır.

Örneğin İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde, sokaklara dökülen ahali, Fransız Devrimi’nden öğrenilen üç ilkeye, hürriyet, müsavat ve uhuvvete dördüncüsünü eklemişti; Adalet! Uhuvvet’in sözlük anlamı kardeşlik, din kardeşliği ve içtenlikli dostluktur…
***

Kimi İslam düşünürlerine göre, adalet; kişi oğlunun insanın öteki tüm erdemlerinin ve etiksel değerlerin uyumlu sonucudur.

Eflatun’dan başlayarak devam eden Batı görüşüne göre adalet kavramının, insan nefsinin bilgi, öfke ve şehvet gücünden olmak üzere üçayak üzerinde durduğu belirtilir. Bu üç temel güç, insanda üç erdemi doğurur:

Hikmet, şecaat ve iffet .

Adalet kavramı üç faziletin gerçekleşmesiyle kazanılan en son değerdir ki, adalet fikri diğer üçünü de kuşatır. Başka anlatımla bir insanın öncelikle hikmetli düşünce, yiğitçe tavır ve nefsine hakimiyet içinde olması istenir.

“Adaletin ilgili olduğu kavramlar arasında itidal ve müsavat önemli bir yer tutar. Buradaki itidal bahar mevsimi gibi her bakımdan dengeli olmak durumundadır. Bu, bir bakıma gece ile gündüzün, sıcak ile soğuğun, ölüm ile hayatın , ışık ile karanlığın dengesidir. Öyle ki baharın getirdiği denge sonrasında yaşam güzelleşir, üretim çoğalır, refah başlar, gülümsemeler artar vs… Adaletin diğer önemli kavramı müsavat fikri ise aslında verilen ile hak edilen arasındaki eşitliği ifade eder. Her eşitlik denge demek olmayabilir. Sosyal devlet anlayışının öngördüğü adalet de eşitlikten ziyade dengeyi önemser. Bireysel ya da toplumsal yaşamda adaleti sağlamak her çağda en zor görevlerden biri olmuştur.”

■ Kılıcın yapamadığını adalet yapar.

■ Siyaset mahkeme salonuna girerse adalet oradan çıkar.

BİR DAMLA:

Başkalarını yargılamaya hakkın yoktur.
Çünkü bir insan, karşısında duran suçlu gibi kendisinin de bir suçlu olduğu, ortadaki suçta belki en büyük payın kendisinin olduğu bilincine varmadan başkalarını yargılayamaz.
Bunu anladıktan sonra yargıç olabilir ancak.
Ne denli garip olursa olsun, gerçektir bu.
Çünkü doğru bir insan olsaydım, karşımda duran suçlu belki de hiç olmayacaktı.

> Yeni Meram >Yazarlar > ADALET, DENGE VE EŞİTLİK!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.