YAZARLAR

Yıllardan beri açlık sınırı konusu hakkında açıklamalar yapılır. Haberler yazılır. İnsanlar şöyle bir göz atar. Can sıkıntısıyla gazeteyi katlar, haberi veren kanalı değiştirir.

Asgari ücret denilen rakam, açlık sınırı olarak ilan edilen rakamların hep altında neden seyreder hiç düşündünüz mü? Neden o rakamı geçemez?

Sendikalar ve hükümetler bu konuyu istenilen seviyelere bilerek getirmiyor olabilirler mi?

İnsanın aklına başka bir şey gelmiyor!

İş kolayı konusunda yetişmiş elemanları mı yok?

Var bir şeylerde, anlayamıyoruz!…

Nisan ayı itibarıyla açlık sınırı bin 12 lira olmuş. Yoksulluk sınırı ise 3 bin 297 lira deniyor.

Rakamlarla pek barışık olduğumuzu söyleyemeyiz!…

Bu milletin çocuklarının en çok sınıfta kaldığı, zayıf aldığı ders ne?

Matematik!…

Matematikten çok çektik, Matematik hocaları da az çektirmediler bize…

Bütün suç Matematik’te…

Kabul edelim Matematik konusuna aklımız ermiyor.

Belli ki, Sendikalarında ermiyor.

Lakin, Hükümetlerde görev alan teknisyenlerin hemen hepsi Matematik dehası.

Giydirilmiş ücret diyorlar, bu ücretin yanında daha şu yok, bu yok diyorlar. Sizin algılamadığınız hesabınızı çıplak ücretler üzerinden yapıyor olmanız diyorlar!…

Size bir hesap çıkarıyorlar ki, alacağınız fena değil gibi görünüyor.

Ancak elinize geçene bir bakıyorsunuz, anlatanın anlattıklarının kenarından bile geçen tarafı yok.

Neden yok, bilen yok!…Zaten ihtiyacı var insanların, alıyor parayı, koyuyor cebine.

Açlık sınırı konusunda açıklanan rakamlar inanın kabak tadı verdi.

Ülke gündemine oturan konuların ağırlığı karşısında, açlık sınırı rakamlarını dinleyecek kimse yok.

Dikkat ederseniz, her açlık sınırı rakamı açıklandığında, daha önemli gündem maddeleri yüzünden açıklamalar güme gidiyor.

İnandırıcılığı konusunda insanların şüphesi olan bu rakamlar destek bulmuyor.

Asgari ücret olarak ilan edilen bir çok iş, ne yazık ki, kendi kafalarındaki ücret sınırını aşmaya hiçte niyeti olmayanlarca sabote ediliyor.

Adam diyor ki, asgari ücret olarak ilan etmiş olabilirim. Ancak verebileceğim 300 lira. Verimli olursan üç ay sonra 400 olabilir. Sigorta falanda yok ha…

Neydi açlık sınırı, bin 12 lira mı?

Piyasa da çalışan işçilerin kaç lira aldığını bilmeyen, bunları takip etmeyen, dile getirmeyen sendika olur mu?

Açlık sınırı, şu kadar lira olması lazım, bunu bizim söylememiz şart diyorsanız, doğrudur.

Ancak siz bunu söylemeseniz de çalışan insanlar kaç lira ile geçinebileceklerini sizlerden çok daha iyi biliyorlar.

Çalışan kesim, sendikalardan birkaç gömlek önde bizim ülkemizde.

Sendikalar, biz sizi düşünüyoruz, bakın kaç lira ile geçinebileceğinizi hesapladık mı diyecekler.

Görüntü öyle.

Yoksul Barışı lafı pek sevimli.

Edebiyata uygun…

Kürsülerden söylenmeye birebir.

Açıklamalar için iyi bir kavram.

Ancak, çalışan kesimin önüne bir ekmek koyabiliyor mu?

Bunun cevabı bulunduğu ve verildiği gün Yoksul Barışı sağlanmış olacak.

Karın doyurmayan, ücretleri yükseltmeyen, işçi sağlığını dikkate almayan, gıda harcaması ile birlikte giyim, konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlara hiçbir faydası olmayan bir barış.

Bu barışı sağlayabilmek için ne yapıyoruz?

Konuşuyoruz.

Zaten konuşmasak çatlayacağız.

İnsanlar konuşa konuşa anlaşırmış diyorlar ya…

Yalan!…Hatta kuyruklu yalan!…

Konuşunca ne oluyor?

Muhataplarınız da konuşmaya başlıyorlar…

Ne mi diyorlar?

Sesiniz çok çıkıyor…

Hakkınızı alıyorsunuz zaten!…

Bilmem hangi ülkede, bu ücretlerin yarısından az ücretlere çalışıyor insanlar!…

Sonra Mutfak Enflasyonu hikayesi var. Mutfak yanıyor, yanmıyor, tencere-tava boş, un yok, bulgur yok feryat-figan!…

Mutfak Enflasyonu şu ay şu kadar düştü, falan ay şu kadar yükseldi demiyorlar mı?

Hatırlarsanız sendikalar bir ara açlık sınırı protestosu yapmışlardı. Bir çadıra toplandılar, çevredeki simitçilerin simitlerini aldılar ellerine, simitli protesto yapacaklardı.

Olayı seyreden ahali, bir çadıra baktı, bir insanların elindeki simitlere, birde çadırın etrafına park eden sendikacıların araçlarına.

Bunların açlık sınırı dedikleri buysa dedi, “bunlar benim hakkımı falan savunamaz. Eline her simit alan açın halinden böyle anlıyorsa yandık biz!…”

Tok açın halinden anlamaz diyen atalarımız her zaman olduğu gibi yine haklı çıktılar.

Açlık sınırı, Yoksul barışı, Mutfak yangını, tencere-tava edebiyatı gibi kavramlar edebiyat parçalamak için harika estrümanlar olsalar da, yoksulun derdine derman değiller.

Açlık sınırı üzerine konuşanlar, çarşıyı-pazarı, kasabı-manavı gezmeliler. Hariçten gazel okumayla çizilen sınırın adına ne derler hiç düşündünüz mü?

> Yeni Meram >Yazarlar > Açlık değil, hariçten gazel okuma sınırı!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.