YAZARLAR

Hz. Peygamber “Kostantiniye, bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.” Hadisi Şerifini söyledikten tam olarak 857 yıl sonra İstanbul’un fethi gerçekleşti diyor İslam tarihçileri.

İstanbul bir rüya şehirdi. Erişilmez bir şehirdi. Anadolu ve Avrupa’nın geçiş noktasında tam anlamıyla bir kilit şehirdi.

Araplar, Hz. Peygamber’in övdüğü asker olabilmek için iki kez kuşattılar İstanbul’u. Düşmedi İstanbul.

Araplardan önce’de, sonra da Doğu Roma’nın kalbi denilen bu şehir çeşitli kavimler tarafından defalarca kuşatılmış, şehir düşmemişti.

Ne diyordu Arif Nihat Asya, o meşhur, dillere destan ” Fetih Marşı” adlı şiirinde, “Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; / Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; / Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek / Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın? /Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!”

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş 21’di.

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş bir çok insana oldukça genç gelebilir. Babası ve hocaları tarafından oldukça iyi yetiştirilmiş, tam yedi lisan bilen, oldukça iyi bir silahşor olan genç bir Padişah’ı anlatmak ve anlamak kolay değil.

Rahmetli Tarih Hocam’dan şöyle bir hikaye nakledeyim; Fatih’in babası Sultan II. Murad, İstanbul’u kuşatmıştı. Fatih daha beş-altı yaşlarında bir çocuk. Onu eğitmek içinde Hacı Bayram-ı Veli tarafından görevlendirilmiş genç bir molla olan Akşemseddin geleceğin Fatih’inin yanı başında. II. Murad , Hacı Bayram Veli’ye sormuş; Sultanım demiş Konstantiniyye’nin fethi bize müyesser olacak mı? Hacı Bayram-ı Veli ; Hayır sultanım demiş, şu yerde oynayan çocukla, bu mollaya nasip olacak.

26 Ağustos 1071’de Anadolu kapılarını Türk Milletine açan Sultan Alparslan’dan tam 380 yıl sonra İstanbul fethedildi.

Başkenti olan İznik şehrini en büyük ve en acımasız ilk Haçlı seferinde Haçlılara teslim etmemek için Bizans’a teslim eden I. Kılıçaslan, Başkent’ini Anadolu’nun tam ortasında, sağlam kale duvarları arkasında savunması kolay olan Konya’ya taşımıştı.

Bir çok tarihçiye göre eğer Haçlı seferleri olmasaydı ve Haçlılar tarafından Anadolu bir yangın yerine döndürülmeseydi, Selçuklular devrinin en güçlü ordusu olan ordularıyla İstanbul’u fethetmeye mutlaka çalışırlardı.

Ancak Haçlı ordularıyla uğraşmaktan ve Anadolu’da onları durdurmaya çalışmaktan yüzlerini İstanbul’a çeviremediler.

1243 yılındaki Kösedağ savaşı sonrasında, Moğollara kaybeden Selçuklular, bir daha kendilerini toparlayamazken, Bizans öylesine derin bir nefes aldı ki, bu nefes 250 yıla ulaştı.

1071 yılını takip eden, 380 yıl içinde Anadolu, Selçukluları, Haçlı seferlerinden en önemlileri olan ilk üç seferi, Moğol istilasını, Beylikler dönemini ve Osmanlı’nın yükselişini gördü.

Osmanlı kendini her toparlayışında yüzünü İstanbul’a döndürdü.

Yıldırım Beyazıt’tan itibaren İstanbul’u almak vazgeçilmez bir hedef oldu. Fatih Sultan Mehmet’e kadar İstanbul etrafında ne kadar kale, ne kadar şehir varsa her biri birer birer alındı.

Ancak Yıldırım gibi cihangir ruhlu bir Padişah’ın önünü bir başka cihangir olan Timur kesti.

1402 yılındaki Ankara Savaşı, Osmanoğullarını fetret devri denilen taht kavgalarına sürükledi. Yıldırım Beyazıt’ın tesis ettiği Anadolu Birliği darmadağın oldu. Bütün beylikler tekrar ayağa kalktılar. Ta ki Fatih, İstanbul’un fethinden sonra Anadolu birliğini yeniden kuruncaya kadar.

*/*/*/*/*

Yıldırım Beyazıt’tan itibaren İstanbul karadan yardım alamayacak bir hale getirilmeye başlanmıştı zaten. Ancak denizden yardım alabilirdi İstanbul. Osmanlı donanması Cenevizlilerle baş edebilecek durumda değildi. Kuşatma esnasında Marmara’daki Osmanlı donanmasını atlatıp, İstanbul’a giren beş Ceneviz gemisi genç Padişahı haddinden fazla sinirlendirecekti.

Ortaçağ’da ciddi anlamda top ilk defa İstanbul önlerinde kullanıldı. Dev toplar surlarının kalınlığı ile ün yapan, alınması mümkün değil denen, İstanbul surlarında öyle gedikler açmaya başladı ki, İstanbul açılan gedikleri kapatamaz hale geldi.

İstanbul Ortaçağ’ın en heybetli kalesiydi. Doğu Roma’nın kalbi, Avrupa’nın Osmanlı karşısında, direnen ve ayakta kalan son dayanağıydı.

İstanbul’un fethi, Batının gururunu kırdı. İstanbul’u geri alma adına yüzyıllara dayanan planlar ve projeler yaptılar.

Osmanlının son yıllarında, işgal kuvvetleri olarak İstanbul’u ortaklaşa işgal ettiler. İstanbul’un semtlerini kendi aralarında pay ettiler.

15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan Kralı Konstantin, 12. Konstantin unvanı ile Bizans’ın varisi olduklarını söylemekten çekinmiyordu. Çünkü son Bizans İmparatoru 11. Konstantin adını taşımaktaydı.

Evet İstanbul tam 560 yıldır bizim. Konya’nın 1075 yılından bu yana, yani 938 yıldır bizim olduğu gibi.

Bizim derken Türk milletinin demek istiyorum. Anadolu topraklarını feth ede ede ilerleyen bir millet Türk Milleti.

Onun içinde feth ettiğimiz her yeri Türkleştirmiş ve Türkçe yer adları koymuşuz. Konstantinopolis’i İstanbul, İkonyum’u Konya, Sangaryos’u Sakarya, Magnesia’yı Manisa, Trapezus’u Trabzon yapmışız.

Hz. Peygamberin övdüğü o şanlı ordu Türk Milletinin ordusudur. O şanlı kumandan ise 21 yaşında ki Fatih Sultan Mehmet’tir.

Mekanı cennet olsun Tarih Hocam Kahramanmaraşlı Lütfü Ernur, şöyle anlatmıştı bu fethi; Ulubatlı Hasan Aya Romanos kapısının burçlarına tırmanıp Osmanlı bayrağını kalenin burcuna diktiğinde ve yediği onca oka ve darbeye rağmen bayrağı bırakmadığında, Sultan II. Mehmet atından aşağıya indi. Ve iki rekat şükür namazı kıldı. O andan itibaren artık Fatih olmuştu. 29 Mayıs 1453 günü öğleye kadar İstanbul surlarının tamamında Osmanlı bayrakları dalgalanıyordu.

> Yeni Meram >Yazarlar > 560 yıldır bizim olan İstanbul!..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.