YAZARLAR

12 Eylül 1980’e doğru uzayıp giden süreci bizim kuşak dolu-dolu yaşadı. Diyebilirim ki 1970 ile 1980 arası adeta rüzgar gibi geçti.

12 Eylül 1980 öncesinde, tarafsız olamazdınız. “Bi-taraf olan bertaraf olur” gibi taraflar arasında oldukça geçerli ve itibar gören bir cümle vardı!…

Kurtarılmış mahalleler vardı.

Kendi şehrinizde bir yerden bir yere rahatlıkla gidemezdiniz.

Bindiğiniz araçlar takip edilirdi.

Bir yere gideceğinizde, mahalle yada semtin girişinde, nereden çıktığı belli olmayan 4-5 kişi tarafından yolunuz kesilir, bir çok soru sorulur, ikna olunursa geçer-giderdiniz gideceğiniz yere.

Vize almadan da, geçmenize imkan yoktu!..

Mahallede gideceğiniz adreste oturan, yolunuzu kesenlerle aynı görüşteyse, vize aldınız demekti!…

Hele yeni taşındığınız mahalle de, yada kurumda yabancı biriyseniz, sorgu-suallerden kurtulamazdınız.

Okuduğunuz gazete…

Çocuklarınızın ismi…

Eşinizin mahalledeki hanımların yaptığı sınav sorularına verdiği cevaplar…

Alışveriş yaptığınız bakkalın fikri yapısı…

Gittiğiniz kahvehane…

Samimi olduğunuz dostlarınızın görüşleri…

Kurduğunuz cümleler, içinde kullandığınız kelimeler…

Aileniz, şecereniz yani kısaca cemaziyülevvel’iniz araştırılırdı.

Nereden geldiğiniz…

Nereli olduğunuz…

Geldiğiniz ve doğup-büyüdüğünüz şehirlerdeki güvenilir partililere sorulur, gerekli tahkikler yapılır ve bilinmeyen insanın fikri yapısı şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilirdi.

Bazı meraklılar bunları kendine adeta iş edinmişti…

Kısa bir süre sonra, hakkınızda edinilen ortak kanaat bulunduğunuz şehrin sokaklarında tur atardı.

Ben dediydim, adam bizden!…

Çocuklarının adı bile Eylem, Devrim!…

Bizim sokağa yeni taşınan Müdür var ya geçen gazete bayiinden Tercüman Gazetesi aldı.

Takip ettim, her gün Tercüman alıyor, memleketinden de, haber geldi sağcıymış!…

Doğrulamalar, teyitler, ilk öğrenenler, herkes benden duydu diye övünmeler, kendilerine pay çıkarmalar pek meşhurdu.

Daha bunlara benzemez neler yoktu ki…

Aynı sıralarda ilkokuldan beri okuduğunuz arkadaşlarınızla karşı taraflarda olmak ne demektir, bilir misiniz?

O arkadaşlarınız ki, birbirinizin evinde ders çalıştığınız, beraber oyun oynadığınız, analarınızın bir evladımda oydu dediği arkadaşlarınız.

Bir anda kanlı-bıçaklı olma durumuna nasıl gelindiği kolay anlaşılacak gibi değildi!…

Hele akrabalar arasında yaşanan fikir ayrılıkları…

Dayınız CHP’li, Amcanız MHP’li, babanız Adalet Partiliyse…

Bayramlarda dahi bir araya gelindiğinde laf atma, sataşma, ölürsem gelme, salımdan tutma bağırışları küfürler arasında yeminlerle ve şartlarla söylenmişse!…

Arada kalan analar, bu ne biçim ayrılık-gayrılık yazıklar olsun diyen teyzeler, halalar, yengeler ne yapsınlar?

İnanın az gözyaşı dökmediler.

Güçleri yetmedi, hükümleri geçmedi…

Birçok insan sevdiklerini, en yakınlarını, okul arkadaşlarını, can dostlarını kaybetti.

Her iktidar değişiminde toplu sürgünlere maruz kaldı devlet memurları.

O günlerin siyasilerinin birinci görevi istenmeyen Müdür, Amir ve memurları kolay görev yapılamayacak, canından bezeceği, istifa edeceği, taşıdığı ve yaşadığı fikre tamamen ters yerlere sürgüne göndermekten ibaretti.

Burnu sürtülsün, anasından emdiği süt burnundan gelsin diye Kars, Ağrı, Hakkari, Bitlis, Siirt gibi illere gönderirler, tayin kararnameleri geldiğinde, bayram yaparlardı.

Sağcılar ve solcular inatla bu sürgünlere direndiler.

Gidilmez denilen yerlere gittiler, kavga-dövüş içerisinde görevlerini sürdürdüler.

O yerlerde halka kendini sevdiren, verdiği mücadele ile dostları arasında efsane olarak ilan edilenler vardı.

Gittikleri yerlerde üzerlerine traktörler sürüldü.

Gece yarısı oturdukları evlerin camları kimliği hiçbir zaman bulunamayan ve meçhul kalan kişilerce kırıldı.

Kapıları kurşunlandı. Her gün daha burada mısın diye tehdit edildiler!…

Kimi pusuya düşürüldü. Meydan dayağı yiyenler oldu. Serseri kurşunlarla yaralandılar.

Tahrik edildiler, her gece evlerinin önünden geçenler küfürler ederek geçtiler.

Sağdan ve soldan sürgüne gidenlerin yaşadıkları, “Hayatım Roman” denilebilecek olaylarla doluydu.

Köylerde, kasabalarda, ilçe ve şehirde bir çok duvar, sloganlardan geçilmiyordu.

Sloganlar bir süre sonra okullara sıçradı. Okul duvarlarına sevilmeyen ve hedef gösterilen idarecilerin isimleri yazılıyordu.

Okullarda çeşitli sebepler ileri sürülerek, boykotlar yapılıyor, öğrencilerin derse girmesi daha büyük sınıflarca engelleniyordu.

Köy kahveleri masalardan masalara atışmaların yapıldığı, tehditlerin havalarda uçuştuğu, kafaların ve gözlerin yarıldığı olaylara sahne oluyordu.

Ailelerde karşıt fikirlere sahip ana-baba bir öz kardeşler, ana ve babanın önünde birbirlerinin üzerine yürümekten çekinmiyorlardı.

Karşıt fikirli birinin verdiği selamı bile, bu ne diye bana selam veriyor diye şüpheyle karşılardınız.

12 Eylül’e bitip-tükenmeyen bu kavgalarla gelindi. Ve bir sabah 12 Eylül oldu. Bir anda bütün olaylar bıçakla kesilir gibi kesildi. Sağdan ve soldan binlerce insan Sıkıyönetim Mahkemelerince yargılandılar. Alınıp götürülenlerin en erken geleni altı ay, en geç gelenleri 4-5 yıl sonra geldi. Kimi hiç gelemedi!..

> Yeni Meram >Yazarlar > 33 yıl önce bugün 12 Eylül 1980’di!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.