YAZARLAR

Her şey 26 Ağustos 1922 tarihinde gece sabaha karşı başlamıştı. ” 26 Ağustos gece sabaha karşı / Topların çelik ağzı/ Çaldı bir hücum marşı “ dizeleriyle ölümsüzleşti bu zafer.

İsimsiz kahramanların, yalçın dağlarda, ölüm tepelerinde, işgal altıındaki topraklarını karış karış geri almaya çalışırken vermiş oldukları mücadeleyi anlatmak kolay değil.

Bu topraklar için kan döken, can veren, ecel şerbeti içen, şehadete eren aziz şehitlerimizin her biri, ayrı birer destan olan mücadeleleri olmasaydı ne bizler bu satırları yazabilir, nede hepimiz bu vatan topraklarında huzur içerisinde yaşayabilirdik.

Vefa ve ahde vefa duygularını taşımayan bir nesil, varlığını sürdüremez. Türk Milletinin evlatları geçmişini unutmamalıdır. Cumhuriyetin yüzüncü yılına ulaşmaya on yılımız kaldı. Bizi Cumhuriyetin kuruluşuna getiren olaylar zinciri tevatür ve rivayetlere kurban edilmemelidir.

Samsun’da 19 Mayıs 1919 tarihi ile başlayan, Erzurum ve Sivas Kongreleri, TBMM’in açılışı, İnönü zaferleri, Sakarya zaferi, Başkumandanlık meydan savaşı ve İzmir’in kurtuluşu ile devam eden ve Cumhuriyetin ilanı ile taçlanan dört yılı aşan süreç lafla hallolan bir süreç değil.

2023 vizyonu üzerine kelam edenler, özetlemeye çalıştığımız dönemi pas geçemezler. Görmezden gelemezler, hafife alamazlar. 91 yıl önce yapılan o şerefli ve haysiyetli mücadele olmasaydı, bugün Ortadoğu’da 1950 yıllarında kurdurulan, krallıklardan, diktatörlüklere ve despotluklara dönüşen, uyduruk ve içinde demokrasi kırıntısı bile olmayan devletlerden bir farkımız olmayacağının bilinmesi gerekiyor!

26 Ağustos 1922 ile 9 Eylül 1922 arasında geçen bir süre içerisinde o devrin şartlarında 9 Eylül’de İzmir’e ulaşacaksınız, ulaşırkende 3.5 yıldır Yunan işgali altında olan ve birer yangın yerine dönen vatan topraklarınızı ve halkınızı kurtaracaksınız.

Afyon’dan İzmir’e kadar olan geniş bir alan. İç Batı Anadolu ve İç Ege topraklarının tamamı. Başkumandanlık meydan savaşı dediğimiz o son savaş sonrasında Yunanlıların ve onları destekleyen yedi düvel’in yani düvel-i muazzamanın ne dayanacak gücü, nede tutanacak bir dalı kalmıştı Anadolu’da.

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır diyen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, inanılmazı gerçekleştiriyorlar, Polatlı’ya kadar gelip dayanan, Ankara’yı işgale hazırlanan Yunan ordusunu ve onun destekçilerini Anadolu’dan sürüp çıkarıyorlardı.

Bir çok yazara ve savaş tarihçisine göre bunun adı çılgınlıktı. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları sonu hüsranla bitmesi yüzde yüz olan bir çılgınlığın peşindeydiler.

Sevr’e dayandırılarak başlatılan işgal, 15 Mayıs 1919’da Yunan alaylarının Kordonboyundan İzmir’e ayak basmasıyla başlamıştı. Yunan alay bayrağını taşıyan Yunan askerini alnından vurarak ilk kurşunu işgalcilere sıkan gazeteci Hasan Tahsin, İstiklal mücadelesinin efsane isimlerinden biri oluyordu.

İzmir’in işgali, Türk Milleti tarafından şiddetle kınandı ve kabul görmedi. İstanbul Sultanahmet Mitingi, ardından Anadolu’nun en büyük mitingi olan Konya mitingi, işgale ölümüne karşı koyulacağının bir işaretiydi.

İzmir’i Yunanlılardan geri almak, Anadolu’yu geri almakla eşdeğer olmuştu adeta.

Yunanlıların Türk harekatını engellemek için kurdukları majino hatları bile sekiz saatte paramparça olmuştu.

Çok değil 3.5 yıl önce Ankara’ya, Ankara’ya diye bağıran Yunan askerleri susmuş, Başkumandanlık meydan savaşı sonrasında Türk askerleri İzmir’e, İzmir’e diye bağırarak ilerlemeye başlamışlardı.

Mustafa Kemal’in süvarileri, öncü kuvvetler olarak en önde gidiyorlar, Türk ordusuna yol açıyorlardı.

Yunanlılar geri çekilirken, büyük bir mezalim yaptılar. Yakmadık köy, yakmadık kasaba , yakmadık ilçe ve şehir bırakmadılar. Rastladıkları, buldukları insanları öldürerek, yakarak ve yıkarak geri çekilmeydi bunun adı.

Yunan işgaliyle birlikte Yunan ordusuna kılavuzluk yapan, yerli işbirlikçiler, yerli rumlarda onlarla birlikte bu geri çekilmenin içerisinde yer almaktaydılar.

İç Batı Anadolu ve İç Ege tam bir yangın yeri görünümündeydi. Mustafa Kemal’in süvarileri ve öncü birlikleri, Yunanlıların ateşe verdikleri İzmir’e girdiklerinde tarih 9 Eylül 1922 idi…30 Ağustos itibarıyla günde 40-45 kilometre yürüyerek, savaşarak, düşmanı kovalayarak 11 günde İzmir’e girmişlerdi. O günün şartlarında bu delicesine bir çılgınlıktı.

İzmir bir anda bayram yerine döndü. Esaret bitmiş, İzmir hürriyetine kavuşurken Anadolu’da işgaller sonlanıyor, işgalciler vatan topraklarını terk etmeye başlıyorlardı.

Mustafa Kemal, 94 yıl önce İstanbul boğazındaki İngiliz ve Fransız gemilerine bakarak, ” Geldikleri gibi giderler ” demişti. Evet, o gemilerle birlikte Anadolu topraklarını işgal eden Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar ve İngilizler’de geldikleri gibi gitmişlerdi.

Genç Türkiye Cumhuriyeti bu mezalimin ve travmanın yaralarını sarmak için uzun süre bekledi. Cumhuriyetin onuncu yılında bestelenen onuncu yıl marşı onun için şöyle başlıyordu; ” Çıktık açık alınla on yılda her savaştan, / On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan”

30 Ağustos’un kahramanı Mustafa Kemal, bu millete o yıllarda ” Milli heyecanı ayakta tutmak” fikrini aşılamıştı. O milli heyecan, Samsun’dan dalga dalga bütün Anadolu’ya yayıldı. Dayanma gücü oldu. Çifte su verilmiş kılıç misali oldu bedenler ve yürekler.

Kurşunları bitti, süngü taktılar, süngüler kırıldı, yumruklarıyla devirdiler vatan topraklarını işgal edenleri. İman dolu göğüslere, bükülmez kollara, şehadete yürüyen yüreklere ve ayaklara sahiptiler.

Onları rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum.

> Yeni Meram >Yazarlar > 30 Ağustos’u anlatmak kolay değil!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.